TREN

Yalnız ve güzel şehrim Kütahya…

Bin yıllık tarih, çini, konaklar, kapılar, evler, avlular.

Dinlemekten yorulduk, bebelere balon, büyüklere masallar.

Seksenli yıllarda Ekspres gazetesinde genç bir muhabirken rahmetli Nuri Sarıışık bize,

“ Doğruları yazmaktan korkmayın. Sizi kimse sevmez, yolunuzu kesebilirler, mücadeleyi bırakmayın. Şartlar ne olursa olsun doğruları yazın. Bilin ki, gerçekler ortaya çıkacak sonunda Kütahya bir noktaya gelecek.” Demişti.

Bizim dönemimizde bu kadar kuyruklu yalanlar uydurulmadığından üstatları dinledik.

Sahaya indik, bir baktım ki,

Herkes kafasının dikine gidiyordu.

Herkesin ”tek yolu” farklıydı.

Kimi sağ kimi sol,

Kimi döneme göre fistan değiştiriyordu.

Kimi “ Bir çift öküz yeter mi böyle baca tüter mi Mehmet Emmi” türküsünü çığırıyordu.

Yıllarca “bir noktaya geleceğiz” diye sevindik.

Yıllar sonra memlekete döndük.

Baktım ki, değişen yok.

Süslü laflara gerek yok eser ortada.

Rahmetli Nuri amcamın bıraktığı noktadan kırk altı sene sonra

Daha da geri gelmişiz.

Bugün meslek büyüklerim abilerim ablalarım, cümbür cemaat tüm mahalle,

Hırslı trenden, paralı uzmanların çözemediği arapsaçı trafikten, birinin kazıp ötekinin doldurduğu çukurlardan, dertten tasadan,

Yıllardır yorulmuşlar bıkmışlar.

Biz “Kütahya’dan her şey olur” diyoruz.

Onlar heyet halinde bağırıyorlar,

“Kütahya’dan bir şey olmaz”

Var mı başka izah tarzı.

Bu fakir şehrimde sokaklarda tarih yok, ruh yok, insan yok.

Güzelim konakları bir gecede yakıp yaktırıp,

Beton ucube binalar dikiyoruz her tarafa.

Müteahhit çöplüğüne döndük.

Para uğruna kültürünüzü insanlığımızı unuttuk…

Çocuklar sokakta oynamıyor, siz sosyal medyada iki paylaşımla “moderniz” diye kendinizi kandırıyorsunuz.

Aynı apartmanda oturuyorsunuz ama birbirinizin adını bilmiyorsunuz.

Tek başına evinde hüvelbaki olan ihtiyarlar bir hafta sonra bulunup asayiş bültenlerine konu oluyor.

Birbirinize selam mı?

Selam da ne ?

Menfaat varsa,

İşime gelirse selam veririm…

Düğünler, Kına geceleri, Bayramlar…

Bunlar Kütahya’mızı birbirine bağlardı.

Şimdi sosyal medyada birkaç paylaşım yaptınız mı en büyük sizsiniz.

Bu şehrin kültürünü, geleneklerini öyle güzel öldürdünüz.

Tarih size ağlıyor…

Kütahya çinisi…

Çiniciler çarşı esnafı koltuk derdine düştü durum mahkemelik.

Kavgalarımızla gürültülerimizle ulusal basında yer aldık.

Kınalar yakalım elimize…

Çini size tarih fısıldıyor,

Siz çininin, emeğin değerini bilmeden konaklarda yemek yiyip,

Kırk yıllık arkadaşlarınızla sürekli kavga ediyorsunuz.

Fotoğraf çekip geçiyorsunuz…

Avlular, çeşmeler, mahalleler…

Hepsi sessiz…

Siz insana, bu şehre değer katanlara değer vermiyorsunuz.

Modernlik mi dediniz?

Batsın sizin modernliğiniz.

Modernlik insanlıktan vazgeçmek değildir.

İnsanlığı kaybederseniz,

Bu şehirde sokaklar konaklar boş kalır, mahalleler ölür.

Bu şehirde gözümüzün içine baka baka yalan söyleyenler var.

İnsanlığını unutarak kılıktan kılığa bürünenler,

Komşusuna kapısını açmayı,

Çocuğunu sokakta özgür bırakmayı, tarihini yaşatmayı unutmuşsunuz.

Güzelim yeşil bahçelerinize beton binalar diktiniz ancak içinde yalnızsınız.

Hayırsız evlatlarınız nefesinizi sayıyor.

Torunlarınız piyango veraset ilamınızı bekliyor.

Kapınızı açan yok.

Pahalı çikolatalarınız Ramazan bayramından elinizde kaldı.

On dördüncü Louis tarzı salon masanızda açılmadan duruyor.

Kurban bayramında gelen olursa ikram edersiniz.

Tebrikler…

Sebepsiz zenginleştiğiniz akçelerinizle uyuyabilirsiniz…

Kendinizle birlikte bu güzel şehrin mezarını kazdınız.

“Müjde Kütahya gelişiyoruz” nidalarıyla,

Güzelim konakları sildiniz süpürdünüz.

Tarihinizi, kültürünüzü, insanlığınızı ne hâle getirdiniz,

Dönün eserinize bakın…

Tarih, betonla, ekranla, yalnızlıkla yaşanmaz.

Tarih, geçmişin kültürüyle insanıyla yaşar.

Eğer bunu kendiniz anlamazsanız,

Kendinizi kandırırsınız.

Bizden başkalarına, çocuklarınıza torunlarınıza anlatamazsınız.

Dün olduğu gibi,

Bugün de,

Kütahya “sadece bir şehir adı” olarak kalır…

Zihniyet değişmezse yıllar sonra,

“ Ulucami’nin imamını değiştirelim. Hastaneyi orası olmaz buraya yapalım” deyip,

Gelecek trenlere bakarsınız,

Gerisi yok…