BİZ KARA ÖNLÜKLÜLER

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı…
Belki yine, “bir bayram daha” diyeceğiz.
Ama bu topraklarda sıradan bir gün yoktur.
Her taşında bir hatıra,
Her toprağında bir iz vardır.

23 Nisan’da,Ankara’nın bozkırında bir kapı açıldı.
Sadece vekiller girmedi o kapıdan.
Bir millet girdi.
“Ben varım” diyen bir millet…

Ve o gün,

Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışı ile egemenlik halka geçti.

Egemenlik…
Süs değildir.
Slogan değildir.
Ya vardır, ya yoktur.

O irade ortaya konmasaydı,
Bugün konuştuğumuz dil bile bize ait olmayabilirdi.
Başkasının diliyle güler,
Başkasının diliyle düşünür,
Başkasının diliyle susardık.

Ama biz…
Kendi dilimizle gülüyoruz.

Bugün Türkiye’mizde çocuklarımız özgürce sokaklarda oynuyor, koşuyor.
Bayraklar ellerinde dalgalanıyor.

Bizim nesil unutmadı.
Kütahya’da bayram sabahları bambaşkaydı.

Sadece 23 Nisan değil, tüm bayramlara günler öncesinden hazırlanırdık.
Okul bahçeleri birkaç kişinin değil, herkesindi.
Öğrenci, öğretmen, hizmetli demeden
Sınıflarımızı okulumuzu hep birlikte temizlerdik.

Okul bizim yuvamızdı.
Kimse görev verilmesini beklemezdi, yapardı.
Kimse kimseyi şikâyet etmezdi.

Bando takımı günlerce çalışır,
Provalar haftalarca sürerdi.
Her adım ezberlenir, her hareket ciddiye alınırdı.

Bayram sabahı…
Ailemizden önce kalkardık.
Kara önlükler giyilir,
Bembeyaz yakalar özenle ütülenirdi.

Biz,
Kara önlüklü,
Beyinleri bembeyaz çocuklardık.

Kütahya sokaklarında o sabah başka bir heyecan olurdu.
En uzak mahallelerden çıkan çocuklar,
Okullarının arkasında sıra olur,
Bando eşliğinde Dumlupınar Stadı’na yürürdü.

Davullar çalardı.
Okulların marşları birbirine karışırdı.

Sevinçliydik hepimiz.
Bayraklar rüzgârla değil, yürekle dalgalanırdı.

Anne babalar çocuklarının arkasından yürür,
Stadyumda önce gelen “önlerden yer” bulurdu.
Küçük kardeşlerimiz elimizden tutar,
Bizimle birlikte o gururu yaşardı.

Çocuklar şiir okur,
Halk oyunları oynardı.
Ama mesele sadece gösteri değildi.

Bizim nesilde bayram…
Bir gururdu.
Bir ruhtu.
Bir bağlılıktı.
Zor günleri unutmamaktı.

Ülkenin büyük bir bölümü yoksuldu.
Ama biz mahallede kim zengin, kim fakir bilmezdik.
Babalarımız adam, annelerimiz hanımdı.
İmkânlarımız sınırlıydı…
Ama gözlerimiz pırıl pırıldı.

Ayakkabılarımız mutlaka boyalı,
Saçlarımız taralı olurdu.
İlk kez törene katılanların yüzünde utangaç bir heyecan,
İçimizde tarifsiz bir gurur vardı.

Eskidendi…
Çok eskiden…

Biz büyüdük…
Ve kirlendi dünya…

Şimdi…
Bayramları törenlere sıkıştırdık.
Protokol sıralarına, kısa konuşmalara…
Birkaç şiire, birkaç alkışa…

Sonra ne oldu?
Fotoğraflar çekildi.
Sosyal medyada paylaşıldı.
Bir gün yaşandı…
Ve unutuldu.

Ama hiç sorduk mu kendimize?

O eski kara önlüklü çocukların gözündeki ışık
Bugünün çocuklarında var mı?

23 Nisan sadece bir gün değildir.
Bir hatırlatmadır.
Bir emanettir.

Egemenlik bir defalık kazanılmaz.
Her nesil onu yeniden taşır.
Her nesil onu yeniden anlamak zorundadır.

Çocuklar sadece yarın değildir.
Çocuk, bugünün en saf aynasıdır.

Eğer o aynada ışık parlıyorsa,
Bu memleket yaşıyor demektir.

Ama o ışık sönüyorsa…
Sorumluluk çocuklarda değil,
Bizde.

Biz yetişkinlerde…
Biz öğretmenlerde…
Biz yöneticilerde…

Üzülün büyükler.
Kütahya’daki o kara önlüklü,
Tertemiz beyaz yakalı çocukları hatırlayın…

Onların gözlerindeki ışık
Bugünün en büyük mirasıdır.

Biz o ışığı koruyabildik mi?

Çünkü çocukların kahkahası hâlâ bir milletin sesidir.
Hâlâ bağımsızlığın yankısıdır.

Eğer o kahkaha duyulmuyorsa…
Eğer o ışık sönüyorsa…
İşte o zaman gerçek bayramı kaybederiz.

Biz,
Bize emanet edilenin farkında mıyız?

Çocuklarımız bugünün aynası,
Yarının taşıyıcısıdır.

Onların gözünde hâlâ ışık varsa…
Umut her zaman vardır.

Ama o ışık söndüyse…
İşte o zaman kaybederiz…