İNSANIN VARLIK KİMLİĞİ VE İSLAM’IN MEDENİYET TASAVVURU: BİR VAROLUŞ REHBERİ

Giriş: Kâinat Kitabının En Kıymetli Ayeti: İnsan Kâinat denilen bu muazzam nizamın içerisinde insan, sadece biyolojik bir canlı türü değil; akıl, kalp, ruh ve irade ile donatılmış, ilahi bir projenin en seçkin öznesidir. İslam düşünce geleneğinde insan, "Zübde-i Âlem" yani kâinatın özü ve özeti olarak kabul edilir. Bu yönden bakıldığında İslam’ın temel perspektifinde insanın; topraktan gelen maddi yönüyle mütevazı, Allah’ın ruhundan üflediği manevi yönüyle ise ulvi bir varlık olduğu görülmektedir. Modern çağın gürültüsü içinde asıl kimliğini arayan insan, İslam’ın rehberliğinde bulacağı hakikat durakları ile hem dünya hem de ahiret mutluluğuna ulaşabilecektir.

1. BÖLÜM: AHSEN-İ TAKVİM VE FITRATIN AYNASI

Kur’an-ı Kerim, insanın yaratılışını şu sarsıcı beyanla mühürler: "Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde (ahsen-i takvim) yarattık." (Tîn, 95/4). Bu ifade, insanın sadece fiziksel simetrisi değil, aynı zamanda potansiyel olarak meleklerin dahi üzerine çıkabilecek bir ahlaki donanımla yaratılması demektir. Toprak ve Ruhun Mimari Sentezi: Rabbimiz, insanın özündeki bu yüceliği şöyle haber verir: "Ona şekil verdiğim ve ruhumdan üflediğim zaman, siz de onun için secdeye kapanın." (Sâd, 38/72). İnsanın mayasında iki ana unsur vardır: Balçık (madde) ve İlahi Nefes (mana). Maddi yönümüz bizi dünyaya bağlarken; ruhumuz bizi sonsuzluğa çağırır. Meleklerin insana secde etmesiyle başlayan süreç, insanın bilgiyle (esmayı öğrenmesiyle) donatılmasının bir sonucudur. İslam’a göre insan, sadece biyolojik bir organizma değil, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir.

Fıtrat: İnsanın Manevi DNA’sı: Resûlullah (sas) bu tertemiz başlangıcı şu meşhur hadisiyle açıklar: "Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar..." (Buhârî, Cenâiz, 80). Yani insanın özü iyidir, temizdir ve yaratıcısını tanımaya meyillidir. İslam, insanı Hristiyan öğretisinde olduğu gibi "günahkar" doğan bir varlık olarak değil, "şerefli" doğan bir varlık olarak selamlar. İslam’ın inanç atlasında fıtrat, insanın "manevi fabrika ayarı"dır. İnsan, fıtratına döndüğü ölçüde huzur bulur; fıtratından uzaklaştıkça kendi içinde bir çatışma yaşar.

Kütahya’da Kumarı Mahallesi’nde temizlik çalışması yapıldı
Kütahya’da Kumarı Mahallesi’nde temizlik çalışması yapıldı
İçeriği Görüntüle

2. BÖLÜM: EMANET ŞUURU VE HALİFELİK SORUMLULUĞU

Göklerin ve yerin yüklenmekten korktuğu o ağır "Emanet" (Ahzab, 33/72), insanın iradesine teslim edilmiştir. Bu emanet, dünyayı adalet ve merhametle imar etme mesuliyetidir. Yeryüzünün Halifesi Olmak: Rabbimiz meleklere hitaben, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" (Bakara, 2/30) buyurarak insanın dünyadaki statüsünü belirlemiştir. Halifelik, sömürgeci bir hakimiyet değil, emanetçi bir yönetimdir. • Akıl ve Tefekkür: Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde geçen "Hâlâ düşünmüyor musunuz?" (Bakara, 2/44) hitabı, insanın aklını kullanarak varlığın gayesini keşfetmesini ister. • Adalet ve Hakkaniyet: Halifelik görevi, adaleti ayakta tutmayı gerektirir: "Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, adaleti titizlikle ayakta tutanlar olun..." (Nisâ, 4/135).

3. BÖLÜM: ZARURAT-I HAMSE: İNSAN ONURUNUN BEŞ SÜTUNU

İslam hukukunun (fıkhın) en temel amacı insanı korumaktır. İslam hukukunda (Fıkıh) insan, doğuştan gelen ve dokunulmaz olan haklara sahiptir. İslâm kaynaklarında "Zarurat-ı Hamse" olarak ifade edilen beş temel değer, insan onurunun dokunulmaz sınırlarını çizer: 1. Canın Korunması: Bir insanı haksız yere öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibidir. "Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur." (Mâide, 5/32). 2. Dinin Korunması: "Dinde zorlama yoktur." (Bakara, 2/256). İnanç hürriyeti, insanın manevi varlığının temelidir.

3. Aklın Korunması: Akıl, teklifin (sorumluluğun) dayanağıdır; Hz. Peygamber (sas), "Sarhoşluk veren her şey haramdır" (Müslim, Eşribe, 73) buyurarak aklı zayi eden her türlü bağımlılığı yasaklamıştır. 4. Neslin Korunması: Sağlıklı bir toplum, güçlü aile bağlarıyla mümkündür. İnsanın sürekliliği esastır. 5. Malın Korunması: "Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin." (Bakara, 2/188). Emeğin kutsallığı ve mülkiyet hakkı, sosyal adaletin temelidir.

4. BÖLÜM: AHLAKİ TEKÂMÜL VE İNSAN-I KÂMİL YOLCULUĞU

İslam’ın nihai hedefi, kaba kuvvetin değil nezaketin hakim olduğu bir şahsiyet inşa etmektir. İnsan sadece yasaklara uyan bir "robot" değildir. İslam, insanın iç dünyasının inşasını (Tezkiye-i Nefs) merkeze alır. Hz. Peygamber (sas) geliş gayesini şöyle özetler: "Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim." (Muvatta, Hüsnü'l-Huluk, 8). Rasul’ün bu hadisi uyarınca; sabır, şükür, tevazu, cömertlik ve merhamet bir Müslümanın asli kimliğidir. İhsan Makamı: Cibril hadisinde ifade edildiği üzere ihsan; "Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmendir. Sen O’nu görmesen de O seni görmektedir." (Buhârî, Îmân, 37). Bu şuur, insanın yalnızken de topluluk içindeyken de aynı dürüstlüğü sergilemesini sağlarken aynı zamanda, toplumu bir "güven toplumu" haline getirir.

Merhamet ve Nezaket: Efendimiz (sas), "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz" (Buhârî, Edeb, 18) buyurur. Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir. Zarif bir mümin, "Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir" (Tirmizî, Îmân, 12) hadisini hayat rehberi yapar. Sosyal Sorumluluk: İslam, dindarlığı sadece seccadeye hapsetmez. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturuyla, insanı toplumsal bir dayanışma abidesi haline getirir.

5. BÖLÜM: MODERN ÇAĞIN ÇIKMAZLARI VE İSLAM’IN ÇÖZÜMÜ

Günümüzde insanlık, "hız ve haz" çağının pençesinde kimlik bunalımı yaşamaktadır. Modern dünya insanı kendine yabancılaştırırken, İslam ona ilahi limanı gösterir: "Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur (huzur bulur)." (Ra’d, 13/28). 1. Yalnızlık ve Cemaat: Modern insan kalabalıklar içinde yalnızdır. İslam’ın, "Müminler ancak kardeştir" (Hucurât, 49/10) ilkesinde mevcut olan "cemaat" ve "uhuvvet" (kardeşlik) vurgusu, bu yalnızlığa karşı sosyal bir koruma kalkanı sunar. 2. Anlam Arayışı: Bilimin "nasıl?" sorusuna verdiği cevaplar, insanın "neden?" sorusunu dindirmez. İslam, yaratılış gayesini (ibadet ve marifetullah) açıklayarak insana varoluşsal bir huzur sunar.

3. Tüketim Değil Kanat: "Âdem oğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister..." (Buhârî, Rikâk, 10). Bu hadis, günümüzün tüketim hırsına yüzyıllar öncesinden tutulmuş bir aynadır. Çözüm ise kanaattir. 4. Çevre ve Emanet: İnsan, tabiatın efendisi değil, emanetçisidir. İslam’ın çevreci yaklaşımı, bir ağacı dikmeyi sadaka sayan, bir hayvanın hakkını gözetmeyi cennet vesilesi gören bir inceliktedir. Efendimiz (sas), "Kıyamet kopsa bile elinizdeki fidanı dikiniz" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 191) buyurarak tabiata karşı sorumluluğumuzu en üst perdeden ilan etmiştir.

SONUÇ: İNSANLIK ONURUNA DÖNÜŞ

Sonuç olarak İslam; insanı karanlıklardan aydınlığa çıkaran ilahi bir çağrıdır. İnsan, sadece maddeye hapsolduğunda huzursuz; ruhunu vahyin ışığıyla beslediğinde ise "mutmain" olur. İnsanın bu dünyadaki nihai hedefi "İnsan-ı Kamil" olma yolunda mesafe kat etmektir. Bu, hatasız olmak demek değil; hatalarından dönmeyi bilmek, sürekli gelişim içinde olmak ve her nefeste Allah’a yaklaşma arzusu taşımaktır. İslam’ın insanı, sadece kendine yeten değil, elinden ve dilinden başkalarının emin olduğu kimsedir. Eğer dünyayı daha yaşanabilir kılmak istiyorsak, işe insanın kalbini imar etmekten başlamalıyız. Çünkü şehirler ancak insan imar olduğunda mamur olur.

Diyanet İşleri Başkanlığımızın sahih dini bilgi ışığında her fırsatta dile getirdiği gibi; dünyadaki krizlerin çözümü, insanın yeniden "kul" olduğunu hatırlamasıyla mümkündür. İnsan güzelleşirse, dünya güzelleşir. Rabbimiz bizleri, emaneti hakkıyla taşıyan, yeryüzünde rahmetin temsilcisi olan mükerrem kullarından eylesin.

Kaynak: HABER MERKEZİ