Yıllar evvel,
Devlet opera sanatçıları gösteri için ilk kez Urfa’nın Siverek ilçesine gider.
Herkes ekmeğinin peşinde olduğundan, Anadolu’da opera ve bale pek bilinmez.
Dönemin muhterem zevatı sürekli küçümsediği “cahil halkımız ” operayı öğrensin,
“Çağdaş yaşama ayak uydursun” deyip ilçede gösteriyi halka ücretsiz düzenler.
Tören protokole, eşrafa ahaliye izlettirilir…
Program bitince tek kanal olan TRT televizyonun zıpır muhabirlerden biri haber aşkıyla yana yana,
Operadan canını zor kurtaran yaşlı amcama mikrofonu uzatır.
İlk defa opera gösterisini izlediniz beyfendi,
Nasıl buldunuz?
Amcam yutkunur, bir sağa bir sola bakar,
Derin bir oh çeker.
TRT ekrana konuşur.
“ Evlat, Siverek Siverek olalı böyle bir zulüm görmedi.”
* * *
Bugün,
Sosyal medyada herkes yediğini içtiğini paylaşıyor.
Arka fona bakıyoruz her yer pislik içerisinde.
Bu şehir hiçbir zaman kendi vatandaşından,
Mukim gençlerden bu kadar zulüm görmedi.
Şehir trafiğinin kitlendiği,
Meydanların her ilkbahar mevsiminde taşeron firmalarca köstebek yuvasına çevrildiği,
Güzelim ağaçların çiçeklerin kuruduğu,
Her gün “sen mi büyüksün ben mi büyüğüm” kavgalarının yaşandığı bir şehirde yaşıyoruz…
Kurban bayramında yine göreceğiz,
Kelleler işkembeler ayaklar birileri temizlesin diye yine ortalığa atılacak.
Mikroplar saçılacak…
Yıllardır yaşadığım öksüz şehrin bu kadar kirlendiğine,
Bu kadar pislik içinde olduğuna şahit olmadım.
Var mı başka izah tarzı?
* * *
Yetmişli yıllardı,
Çocuktum küçüktüm.
Yeni mahallede büyüdüm.
Te o zamanlar,
Mahallemiz mümtaz hırsız defineciler tarafından talan edilmemiş,
Kimsenin gözünü para hırsı bürümemiş,
Mübadelede bila bedel göçmenlere verilen konaklar,
Gök görmedik mirasçılar tarafından kata külliye getirilip yakıp yıkılmamış,
Konak arsalarına ucube beton binalar dikilmemişti…
Çocuktuk, masumduk...
Park sandalyelerine tavuk gibi tüneyen,
Yediğini içtiğini masaların üzerinde bırakıp giden Mahlûkatlar güzel şehrimi işgal etmemiş,
Akşama kadar parklarda çekirdek çitleyip, yavrularının yaptıkları pislikleri,
“Belediyenin işi ne temizlesin” diyen baylar bayanlar merdivenden kayanlar türememişti…
Hamam Sokağımızdaki rahmetli Civli köylü Kasap Yusuf, Bakkal Bayram, Simitçi Kümük, Düğmeci Altıparmak, Nalbant Mustafa her sabah hortumla dükkanlarının önünü itinayla yıkar herkes dükkanının önünü süpürüp temizlediğinden tüm caddeler tertemiz olurdu.
Öğle namazına müteakip, şehrin kamyondan bozma tankerden olma külüstür aracı tüm sokakları sulardı.
Şimdi modernleştik şehrimizi pislik götürüyor,
Her yerden çeşitli kokular duyabilirsiniz…
Bugün eskisi gibi evinin önünü süpürüp temizleyen teyzeler,
İşyerinin önünü suyla yıkayan esnaf göremiyoruz…
Çocukken bu güzel şehrin tertemiz sokaklarında,
Çiçekli bahçelerde, caddelerde akşama kadar oyun oynardık.
Yemyeşildi Kütahya.
Herkes evinin önünü süpürür,
Caddelerdeki ağaçlar esnaflar tarafından sulanır,
Çınar yetiştirilip insanlara hediye edilirdi bu şehirde…
Bugün çıkın uzağı değil merkezdeki parkları bir gezin.
Masaların üzeri artık yiyecekler, masada yarım bırakılmış içeceklerle dolu.
Mutluyuz mesuduz.
Bin bir emekle yeşillendirilen,
Ana caddelerinde yeşilin tüm tonlarını görebileceğiniz,
Güzelim ıhlamurlar, elmalar, armutlar,
Susuzluğa dayanıklı iğde ağaçları kurumuş.
Evinin işyerinin önünü süpürmekten,
Sokaktaki çiçekleri, ağaçları sulamaktan aciz bir şehrin sakinleriyiz...
Öküz altında buzağı aramayın
Her olayı siyasallaştırmayın.
Ona buna suç atmaya gerek yok…
Bu şehri kirleten bizleriz,
Suçlu hepimiziz…