Memleketim,

Süslü nutuklarla, kitleleri coşturan içi boş sloganlarla, Sosyal medyada çalışanlarınıza yazdırdığınız yazılan üç cümlelik gösterişlerle ayakta durmaz…

Duramaz.

Memleket dediğin topraktır.

Özgürlüktür…

Önce karakter ister, omurga ister.

En çok da kimsenin bakmadığı,

Hiçbir çıkarın bulunmadığı,

Zifiri karanlıkta bile eğilmeyen, satılmayan, savrulmayan insanlar ister...

Kütahya…

Kütahya sıradan bir şehir değildir.

Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin sevk ve idare edildiği, Büyük Zafer’in topraklarında filizlenen memleketim,

Kurtuluş Savaşının,

Milli Mücadelenin,

Ve dahi gerçeklerin en canlı tanığıdır…

Dumlupınar’da,

Zafer Tepe’de toprağa düşenlerin miras bıraktığı Cumhuriyet,

Eğilmeyen omurgaların ve sarsılmaz bir inancın eseridir…

Çocukluğumun,

İlk gençliğimin geçtiği,

Yeni mahallemdeki,

Gök Çimendeki,

Kışla önündeki,

Kutlanan Cumhuriyet Bayramı törenlerini hatırlayın…

Soğuk bir sonbahar günü ,

Eski Vilayet Konağı’nın,

Tüm okulların,

Büyük küçük tüm velilerin, esnafın,

Statlara sığamadığımız,

Kışla önündeki ,

Samimi, lekesiz kutlama günlerini hatırlayın.

Kütahya sokaklarının sümkürülmemiş, pislenmemiş,

Beyoğlu caddesi gibi pırıl pırıl olduğu günleri,

Tertemiz, günahsız riyasız masum küçüklerin

Cumhuriyet bayramı kutlama günlerindeki,

Eski fotoğraflarına bakın...

Kurtuluş savaşından yeni çıkmış güzel Anadolu’da,

Kütahya’da Tavşanlı’da Gediz’de Altıntaş’ta herkes yoksuldu.

İmkânsızlık vardı…

Yoksul ve öksüz ilçelerimizin,

Şaphane’mizin,

Dumlupınar’ımızın,

Domaniç’imizin,

Yok etmediler ise,

Belediye arşivlerindeki eski siyah beyaz fotoğraflarına bakın…

Bayramları sevinçle kutlayan,

Üstü başı yamalı ama gözleri pırıl pırıl parlayan çocuklar,

Güzel insanlar vardı…

Merkez Ortaokulunun,

Kütahya Lisesi,

Kütahya Ticaret Lisesi öğrencilerinin başlarında,

Ay- yıldızlı gururla taşıdığı kasketler,

Vardı…

Gece ellerimizde,

Kereste atölyelerinden ücretsiz aldığımız,

Mazot talaş karışımı meşalelerle sokakları aydınlattığımız fener alayları vardı…

Az kazanıp,

Hayatı boyunca harama el sürmemiş esnafımızın,

Ay-yıldızlı bayraklarla süslediği ahşap dükkânlar vardı.

Vardı da vardı…

Gururumuz,

Göğsünde İstiklal Madalyası, başında kalpağıyla geçit töreninden geçen o elleri öpülesi gaziler…

Vardı da vardı…

Peki ya bugün?

Üzgünüm…

Herkesin bir hesabı var,

Herkesin kapalı kapılar ardında kurduğu planlar var

Ne yazık ki,

Gençlerde ilkelerin ve vicdanların rafa kaldırıldığı bir zamanı yaşıyoruz.

Her şey sanal…

Ya hakikatin yanında dimdik durursun ya da rüzgârın önünde bir yaprak gibi savrulup gidersin.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk,

Milli Mücadele’yi başlatırken arkasında devasa ordular, cebinde sınırsız imkânlar yoktu.

Yanında sadece vizyonu,

Karakteri ve kırılmayan omurgası vardı…

Herkesin umudunu kestiği bir anda,

Kütahya-Eskişehir muharebelerinin ardından, Dumlupınar’a uzanan o çetin yolda yalnız kalmayı göze aldı…

Milletinin onurunu yere düşürmedi…

Atatürk’ün bizlere bıraktığı Cumhuriyet,

Sadece bir takvim yaprağında kutlanacak,

Sanal medyada paylaşılacak bir gün değil,

Her gün yeniden muhafaza edilmesi gereken,

Ahlaki bir duruştur…

Bu topraklarda,

Dün de,

Bugün de,

Dik durmak hiçbir zaman kolay olmamıştır…

Bedeli ağırdır…

Yalnız kalırsınız, hedef olursunuz,

Yanlış anlaşılır, hatta bilerek çarpıtılırsınız.

Fakat en azından geceleri başınızı yastığa koyduğunuzda,

Vicdanınız rahat uyursunuz…

Bugün herkes konuşuyor.

Konuşurken,

İlkelerinin arkasında sabırla ve inançla duran pek az insan var…

Bu topraklarda,

Bu öksüz ve yoksul şehirde,

Herkes yüksek sesle bağırıyor.

O gürültünün içinde ne yazık gerçekler kaybolup gidiyor.

* * *

Eski Kütahya bayramlarının o samimi,

Çıkarsız ve lekesiz ruhunu bugüne taşımak,

Ancak ve ancak o ruha layık bir karakter sergilemekle mümkündür…

Unutmayın,

Eğilerek kazanılan hiçbir şey, doğrularak taşınamaz… Cumhuriyet,

Koltuk uğruna,

İkbal uğruna eğilenlerin değil,

Şartlar ne olursa olsun,

Doğrularak yürüyen,

Cesur insanların omuzunda ilelebet yaşayacaktır...