Aslında bu sorunun tek bir cevabı yok. Altındaki son yükseliş, birkaç önemli gelişmenin aynı anda gerçekleşmesinden kaynaklanıyor. Üstelik bu kez hikâyenin merkezinde yalnızca enflasyon ya da savaş riski değil, dünyanın en büyük ekonomisi ABD'nin borçluluk yapısı ve doların geleceğine ilişkin endişeler de bulunuyor.

21 Ağustos itibarıyla ons altın yaklaşık 4.624 dolar seviyesine kadar yükseldi. Altın haftalık bazda yüzde 5'in üzerinde değer kazanırken, üç haftadır üst üste yükseliş sergiliyor. Teknik açıdan da 200 günlük hareketli ortalamanın üzerine çıkılması piyasadaki yükseliş beklentisini güçlendirmiş durumda.

Peki bu yükselişin arkasında ne var?

İlk neden: Dolar zayıflıyor

Altının en önemli rakiplerinden biri dolardır.

Dolar güçlendiğinde altının diğer para birimleriyle satın alınması pahalılaşır ve altın üzerinde baskı oluşur. Dolar zayıfladığında ise tam tersi gerçekleşir.

Son günlerde ABD dolarındaki gerileme altına önemli bir destek sağlıyor. Özellikle ABD Hazinesi'nin uzun vadeli tahvil geri alımlarını artıracağını açıklaması, piyasalarda ABD'nin borçlanma politikası ve doların geleceği konusunda yeni tartışmalar başlattı.

Nitekim son yükselişte altınla birlikte Bitcoin gibi dolar dışı alternatif varlıklarda da ciddi hareketler görüyoruz.

İkinci neden: Fed beklentileri değişiyor

Altının faizle ilişkisi oldukça basittir.

Faiz yükseldiğinde yatırımcı açısından faiz getirisi sağlayan dolar ve tahviller daha cazip hale gelir. Altın ise faiz ödemez.

Ancak faizlerin düşeceği beklentisi güçlendiğinde altının fırsat maliyeti azalır.

Son dönemde ABD ekonomisinden gelen bazı zayıf veriler ve Fed'in daha fazla faiz artırmayacağı beklentisi, altın yatırımcısını yeniden cesaretlendirdi. Ağustos ortasında Fed'in eylül ayında faiz artırma ihtimali yüzde 33'e kadar gerilemişti.

Dolayısıyla piyasalar şu anda yalnızca “Fed ne yapacak?” sorusunu değil, “Fed bundan sonra ne kadar sıkı kalabilir?” sorusunu tartışıyor.

Üçüncü neden: ABD'nin 40 trilyon doları aşan borcu

Bence son yükselişin en dikkat çekici tarafı burası.

ABD kamu borcu 40 trilyon dolar seviyesini aşarken, yatırımcıların bir bölümü uzun vadede doların satın alma gücü konusunda daha fazla endişe duymaya başladı.

Bunun piyasadaki karşılığı ise oldukça klasik:

“Paramı hangi varlıkta tutarsam satın alma gücümü daha iyi korurum?”

Altın bu noktada yeniden ön plana çıkıyor.

ABD Hazinesi'nin uzun vadeli tahvil piyasasını desteklemek amacıyla geri alımları artırması da piyasada farklı yorumlara neden oldu. Bazı yatırımcılar bunu likidite ve piyasa istikrarı açısından olumlu görürken, bazıları ABD'nin artan borç yükünün daha büyük bir probleme dönüşebileceğini düşünüyor.

Dördüncü neden: Merkez bankaları hâlâ altın alıyor

Altındaki yükselişin belki de en sağlam yapısal nedeni bu.

Dünya merkez bankaları son yıllarda rezervlerinde altının ağırlığını artırıyor.

Bunun arkasında yalnızca yatırım amacı yok. Rezerv çeşitlendirmesi, dolar bağımlılığını azaltma isteği ve jeopolitik riskler de merkez bankalarını altına yöneltiyor.

Hindistan Merkez Bankası'nın rezervlerindeki altın varlığını artırmaya devam etmesi bunun güncel örneklerinden biri.

Bu nedenle altındaki hikâyeyi yalnızca “küçük yatırımcı altın alıyor” şeklinde okumak büyük hata olur.

Peki bundan sonra ne olacak?

İşte asıl zor soru bu.

Altının yükselmesi için bugün birçok gerekçe var. Ancak bu, fiyatın sürekli yükseleceği anlamına gelmiyor.

Önümüzde üç temel senaryo bulunuyor.

Birinci senaryo: Yükseliş devam eder.

Dolar zayıflamaya devam eder, ABD faiz beklentileri aşağı gelir, jeopolitik riskler yüksek kalır ve merkez bankalarının altın talebi sürerse ons altında yeni zirveler gündeme gelebilir.

Teknik olarak 4.600 dolar bölgesinin üzerinde kalıcılık sağlanması halinde piyasada 4.700 dolar ve üzeri seviyelerin konuşulması şaşırtıcı olmayacaktır. Reuters'ın aktardığı teknik görünümde de 4.700 dolar bölgesi yakın vadede önemli bir hedef olarak öne çıkıyor.

İkinci senaryo: Bir süre soluklanır.

Altın çok kısa sürede ciddi bir yükseliş gerçekleştirdi.

Ağustos ayında yüzde 13'ün üzerinde yükseliş görülmesi, kısa vadede kâr satışları ihtimalini artırıyor.

Bu nedenle 4.600-4.700 dolar bölgesinde kâr satışları görülmesi ve fiyatın yeniden 4.400-4.500 dolar bandına çekilmesi son derece normal olacaktır.

Bu durum mutlaka trendin bozulduğu anlamına gelmez.

Üçüncü senaryo: Beklentiler tersine döner.

Eğer ABD ekonomisi beklenenden güçlü gelir, enflasyon yeniden hızlanır ve Fed daha şahin bir politika izlemek zorunda kalırsa dolar güçlenebilir.

Tahvil faizlerinin yükselmesi de altının cazibesini azaltabilir.

Dünya Altın Konseyi'nin değerlendirmesi de burada önemli: Altının geleceği yalnızca enflasyona bağlı değil; reel faizler, dolar, büyüme beklentileri, Asya talebi ve merkez bankalarının alımları birlikte belirleyici olacak.

Peki 5.000 dolar mümkün mü?

Bence artık bu soruyu “uçuk bir tahmin” olarak görmemek gerekiyor.

Altın daha önce yaklaşık 5.600 dolar seviyesine kadar yükseldi ve sonrasında ciddi bir düzeltme yaşadı. Bugünkü seviyeler hâlâ o zirvenin altında.

Dolayısıyla 5.000 dolar psikolojik olarak ulaşılması imkânsız bir seviye değil.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:

“5.000 dolar mümkün mü?” başka bir soru, “5.000 dolar kesin olur mu?” başka bir soru.

Ben ikinci soruya kesinlikle “evet” demem.

Çünkü altın artık ucuz bir varlık değil. Yükselişin önemli bir bölümü fiyatın içine girmiş durumda. Bundan sonraki hareket için yeni katalizörlere ihtiyaç var.

Türk yatırımcısı açısından ise hikâye biraz farklı

Türkiye'de altın denildiğinde yalnızca ons altına bakmak yeterli değil.

Dolayısıyla ons altın yatay kalsa bile dolar/TL yükseliyorsa gram altın yükselebilir.

Tam tersine ons altın yükselirken Türk lirası ciddi şekilde değer kazanırsa gram altındaki yükseliş sınırlanabilir.

Bu nedenle Türkiye’deki yatırımcının ekrandaki “ons altın” rakamından çok, ons altın ile dolar/TL'nin birlikte nasıl hareket ettiğine bakması gerekiyor.

Son söz

Altının yükselişinin arkasında bugün tek bir hikâye yok.

Zayıflayan dolar, değişen Fed beklentileri, ABD'nin devasa borç yükü, jeopolitik riskler, merkez bankalarının altın alımları ve yatırımcıların güvenli liman arayışı aynı anda çalışıyor.

Bu nedenle mevcut yükselişi sadece “altın yine yükseliyor” şeklinde okumak eksik kalır.

Fakat yatırımcı açısından bir başka gerçeği de unutmamak gerekir:

En güçlü yükselişlerin bile düzeltmeleri olur.

Altın 4.600 doların üzerine çıktı diye yarın 5.000 dolar olmak zorunda değil. Aynı şekilde birkaç yüz dolarlık geri çekilme de uzun vadeli hikâyenin bittiği anlamına gelmez.

Bana göre önümüzdeki dönemin en kritik sorusu artık “Altın yükselir mi?” değil.

“Altının yükselişini destekleyen bu beş temel faktör ne kadar daha güçlü kalacak?”

Cevabını özellikle ABD Merkez Bankası'nın politikası, doların seyri ve ABD'nin borçlanma maliyeti verecek.

SMMM Alpay YAĞIMLI

MMA Mali ve Finansal Danışmanlık