Demans riskini azaltmaya yönelik yeni bir araştırma, düşük inflamasyonlu beslenme düzeninin Alzheimer hastalığı açısından biyolojik risk taşıyan kişilerde de koruyucu etki gösterebildiğini ortaya koydu. İsveç'te yürütülen ve 1.800'den fazla yetişkinin 15 yıla kadar takip edildiği çalışmada, iltihaplanmayı azaltmaya yönelik beslenme alışkanlıklarının demans gelişme riskini yüzde 29 oranında düşürdüğü belirlendi. Araştırma, Karolinska Enstitüsü tarafından gerçekleştirildi.

Araştırmacılar, katılımcıların beslenme alışkanlıklarını uzun yıllar boyunca izleyerek demans gelişimiyle ilişkisini değerlendirdi.

Bulgulara göre, Alzheimer hastalığıyla bağlantılı biyolojik belirteçleri taşıyan kişiler arasında düşük inflamasyonlu beslenmeyi sürdürenlerde demansın ortaya çıkışı ortalama 0,89 yıl gecikti. Bu süre, aynı biyolojik risk grubunda yer alıp beslenme düzenine daha az uyan katılımcılarla karşılaştırıldı.

Diş tedavisinde yeni dönem: Minyatür robot geliştirildi
Diş tedavisinde yeni dönem: Minyatür robot geliştirildi
İçeriği Görüntüle

DÜŞÜK İNFLAMASYONLU BESLENME ALZHEİMER BİYOBELİRTEÇLERİYLE BİRLİKTE İNCELENDİ

Çalışmada, Alzheimer hastalığının belirtileri ortaya çıkmadan yıllar önce kanda tespit edilebilen p-tau217 biyobelirtecine odaklanıldı. Bunun yanında sinir hücrelerindeki hasarı gösteren nörofilament hafif zinciri (NfL) ile beyindeki iltihaplanmaya işaret eden glial fibriller asidik protein (GFAP) düzeyleri de değerlendirildi.

Araştırmanın sonuçları, bu biyobelirteçlerin yüksek seviyede bulunduğu katılımcılarda inflamasyonu azaltmaya yönelik beslenme düzeninin demans riskini düşürdüğünü gösterdi. Aynı grupta geleneksel sağlıklı beslenme modelleri arasında yer alan Akdeniz diyetinin ise benzer düzeyde koruyucu etki göstermediği bildirildi.

Araştırmacılar, biyolojik risk taşımayan bireylerde sağlıklı beslenmenin fayda sağlamaya devam ettiğini, ancak yüksek risk grubunda inflamasyonu hedefleyen beslenme yaklaşımının daha belirgin sonuç verdiğini ifade etti.

Kanserden Korunmak Için Doğru Beslenme Şart

İNFLAMASYONUN BAĞIRSAK VE BEYİN ÜZERİNDEKİ ETKİSİ ARAŞTIRILDI

Araştırmanın yazarlarından Anja Mrhar, inflamasyonun bağışıklık sisteminin yaralanma ve enfeksiyonlara karşı geliştirdiği doğal bir savunma mekanizması olduğunu belirtti. Mrhar, kısa süreli inflamasyonun koruyucu olduğunu, ancak uzun süre devam eden kronik inflamasyonun kan damarları başta olmak üzere çeşitli dokulara zarar verebildiğini ve beyni de etkileyebileceğini söyledi.

Bilim insanları, bağırsak ile beyin arasındaki sürekli iletişimin de bu süreçte rol oynadığını değerlendirdi. Sinir sistemi, hormonlar ve bağışıklık mekanizmaları aracılığıyla işleyen bağırsak-beyin ekseninin, beslenme alışkanlıklarından doğrudan etkilendiği belirtildi. Araştırmaya göre kronik inflamasyon, zaman içinde sinir hücreleri üzerinde ek yük oluşturarak nörodejeneratif süreçlerin ilerlemesine katkıda bulunabiliyor.

HANGİ BESİNLER İNFLAMASYONU ARTIRIYOR?

Hong Kong merkezli bütüncül beslenme uzmanı Puja Kumari, bazı besinlerin vücutta serbest radikal oluşumunu artırarak oksidatif strese neden olabileceğini ifade etti. Hücrelerde meydana gelen bu hasarın inflamatuvar yanıtı güçlendirdiğini belirten Kumari, özellikle defalarca kullanılan kızartma yağlarında hazırlanan yiyeceklerin bu açıdan risk oluşturduğunu söyledi.

Rafine karbonhidratlar, beyaz ekmek, hamur işleri ve yüksek şeker içeren gıdaların kan şekerinde ani yükselmelere neden olarak inflamasyonu tetikleyebildiği aktarıldı. Aşırı alkol tüketiminin ise karaciğer üzerinde yük oluşturduğu, bağırsak mikrobiyotasını olumsuz etkilediği ve vücutta yaygın inflamasyona zemin hazırlayabildiği ifade edildi. Araştırmada ayrıca sigara kullanımı ve yoğun stresin de serbest radikal oluşumunu artıran etkenler arasında bulunduğu belirtildi.

Dash Diyeti Ile Sağlıklı Beslenme Ve Tansiyon Kontrolü (2)

SEBZE, TAM TAHIL VE OMEGA-3 İÇEREN BESLENME ÖNE ÇIKTI

Araştırmada düşük inflamasyonlu beslenme düzeninin belirli bir diyet programından ziyade uzun vadeli bir beslenme modeli olduğu vurgulandı. Bu yaklaşımda sebze tüketiminin artırılması, çay ve kahvenin dengeli şekilde tüketilmesi, kırmızı ve işlenmiş etin sınırlandırılması, rafine tahılların azaltılması ve şekerli gazlı içeceklerden uzak durulması önerildi.

Tam tahıllar, kuruyemişler, tohumlar ve omega-3 yağ asitleri bakımından zengin yağlı balıklar da inflamasyonu azaltmaya yardımcı besinler arasında gösterildi. Araştırmacılar, iltihap karşıtı beslenmenin katı kurallardan oluşan tek bir diyet olmadığını, sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarını temel alan bir yaklaşım olduğunu belirtti. Bu çerçevede Akdeniz tipi beslenme modelinin de uygulanabilecek seçeneklerden biri olduğu ifade edildi.

Kaynak: Haber Merkezi