İki sağlık çalışanının hastaneye kaldırılmasıyla başlayan süreçte 100’den fazla kişi karantinaya alınırken, komşu ülkeler sınır kapılarında ve havaalanlarında olağanüstü önlemler almaya başladı.
Her şey, Batı Bengal’de görevli iki sağlık çalışanının şüpheli belirtilerle tedavi altına alınmasıyla başladı. Yetkililer vakit kaybetmeden harekete geçti; bu kişilerle temas ettiği belirlenen yaklaşık 110 kişi apar topar karantinaya alındı. Neyse ki, bu temaslı gruptan gelen ilk test sonuçları negatif çıktı. Ancak virüsün geçmişi o kadar karanlık ki, kimse "tehlike geçti" diyemiyor.
Bölgedeki bu hareketlilik, sınırın ötesinde de yankı buldu. Tayland, riskli bölgeden gelen uçuşların indiği üç havaalanında taramaları sıkılaştırdı. Benzer bir hamle de Nepal’den geldi; Katmandu havaalanı ve Hindistan kara sınırındaki geçiş noktalarında sağlık ekipleri, yolcuları didik didik taramaya başladı.
ÖLÜM ORANI YÜZDE 75'E KADAR ÇIKIYOR
Nipah virüsünü bu kadar korkutucu kılan şey, bulaşma hızı değil, öldürücülüğü. Tedavisi yok. Aşısı yok. Yakalananların kurtulma şansı, ne yazık ki oldukça düşük. İstatistikler, ölüm oranının %40 ile %75 arasında değiştiğini gösteriyor. Bu tablo, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) de gözünden kaçmadı. Örgüt; Ebola, Zika ve Covid-19 ile birlikte Nipah’ı "küresel salgın potansiyeli taşıyan ve acil araştırılması gereken hastalıklar" listesinin en tepesine yerleştirdi.
SADECE HAYVANLARDAN BULAŞMIYOR
Nipah, teknik olarak "zoonotik" bir hastalık. Yani ana kaynağı hayvanlar; özellikle meyve yarasaları ve domuzlar. Ancak virüs, evrimsel bir kurnazlıkla insandan insana bulaşma yeteneği de kazandı.
Tehlike sadece canlı hayvanlarla sınırlı değil. Enfekte bir meyve yarasasının idrarı veya tükürüğü bulaşmış bir meyveyi yemek, hatta o meyveden yapılmış çiğ hurma suyunu içmek bile virüsü kapmak için yeterli. Bangladeş ve Hindistan, neredeyse her yıl bu tür "gıda kaynaklı" salgınlarla boğuşuyor.

SİNSİCE İLERLEYEN BİR SÜREÇ
Hastalığın seyri oldukça aldatıcı. İlk belirtiler sıradan bir gribi andırıyor: Ateş, baş ağrısı, boğazda yanma ve kas ağrıları... Ancak bu "masum" tablo, hızla kabusa dönüşebiliyor.
Hasta kısa sürede baş dönmesi ve uyuşukluk yaşamaya başlıyor. Bilinç bulanıklığı, virüsün beyne ulaştığının en net işareti. Şiddetli vakalarda "ensefalit" yani beyin iltihabı gelişiyor ve hasta 24 ila 48 saat içinde komaya girebiliyor. Bazı hastalarda tabloya ağır zatürre ve solunum yetmezliği de eşlik ediyor.
Kuluçka süresi genellikle 4 ila 14 gün. Ancak tıp literatürüne giren ve semptomların ortaya çıkmasının 45 günü bulduğu vakalar da var. Bu uzun süre, virüsün fark edilmeden yayılma riskini artırıyor.
BİR KÖYDEN DÜNYAYA YAYILAN KORKU
Virüs, ismini ilk kez 1999 yılında tespit edildiği Malezya’nın Nipah köyünden alıyor. O ilk salgın tam bir felaketti; 100’den fazla insan hayatını kaybetti. Hükümet salgını durdurabilmek için ülkede tam bir milyon domuzu itlaf etmek zorunda kaldı. O dönemde virüs Singapur’a da sıçramış, Malezya’dan gelen domuzlarla temas eden mezbaha işçilerinden biri hayatını kaybetmişti.
Son yıllarda ise virüsün en çok can aldığı ülke Bangladeş. 2001'den beri ülkede 100'ü aşkın kişi bu sebeple öldü. Hindistan’ın güneyindeki Kerala eyaleti de 2018 ve 2023 yıllarında salgınlarla sarsıldı, ancak sıkı izolasyon ve hızlı testlerle durum kontrol altına alındı.
Şu an için eldeki tek silah; destekleyici bakım ve izolasyon. Uzmanlar, yarasalarda virüs izine rastlanan Kamboçya, Endonezya, Filipinler ve Gana gibi ülkelerin de "saatli bomba" üzerinde oturduğu uyarısında bulunuyor.




