Genç yaşlarda görülen tip 2 diyabetin tedavisine yönelik yürütülen yeni bir araştırmada, düşük kalorili beslenme ve düzenli egzersizin birlikte uygulanmasının hastalığın seyrini etkileyebildiği belirlendi. İngiltere ve Kanada'daki üç araştırma merkezinde gerçekleştirilen çalışmada, yoğun diyet ve egzersiz programına katılanların yüzde 54'ünde 24 haftanın sonunda diyabet remisyonu sağlandı. Standart tedavi uygulanan grupta ise bu oran yüzde 4'te kaldı.
Avrupa Diyabet Araştırmaları Derneğinin (EASD) yıllık toplantısında sunulan ve The Lancet Regional Health – Americas dergisinde yayımlanan araştırmada, erken başlangıçlı tip 2 diyabet hastalarında düşük kalorili beslenmenin yapılandırılmış egzersiz programıyla desteklenmesinin sonuçları incelendi.
Çalışma, McGill Üniversitesi Genel İç Hastalıkları Bölümü Direktörü Prof. Dr. Kaberi Dasgupta, Leicester Üniversitesinden Prof. Dr. Thomas Yates ve araştırma ekibi tarafından yürütüldü.
TİP 2 DİYABET GENÇ YAŞLARDA DAHA HIZLI İLERLEYEBİLİYOR
Araştırmada, 45 yaşından önce teşhis edilen tip 2 diyabetin daha hızlı ilerleyebildiği ve hastalığa bağlı komplikasyonların daha erken ortaya çıkabildiği belirtildi.
Genç yaşta diyabet tanısı alan kişilerde kan şekeri kontrolünün daha kısa sürede bozulabilmesi, uzun vadeli sağlık risklerini artıran faktörler arasında gösteriliyor.
Önceki araştırmalarda çok düşük kalorili beslenme programlarının bazı hastalarda kan şekeri düzeyini düşürerek ilaç kullanılmadan remisyon sağlayabildiği ortaya konulmuştu. Yeni çalışmada ise bu beslenme yaklaşımına düzenli aerobik ve direnç egzersizlerinin eklenmesinin sonuçları incelendi.
Diyabet remisyonu, kan şekeri düzeyinin diyabet tanısında kullanılan sınırın altına inmesi ve bu durumun kan şekerini düşürücü ilaç kullanılmadan korunması olarak tanımlanıyor. Ancak remisyon, diyabetin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
96 KİŞİ ÜZERİNDE 24 HAFTALIK ARAŞTIRMA YAPILDI
İngiltere ve Kanada'daki üç araştırma merkezinde 24 Eylül 2021 ile 6 Haziran 2025 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya 18-45 yaş aralığında, obezite ve erken başlangıçlı tip 2 diyabet tanısı bulunan, insülin kullanmayan 96 yetişkin katıldı.
Katılımcıların 50'si yoğun diyet ve egzersiz programına alınırken 46 kişi standart tedavi grubunda yer aldı. Araştırmaya katılanların ortalama yaşı 38, vücut kitle indeksi ise 35,2 olarak kaydedildi. Çalışmayı toplam 86 kişi tamamladı.
Yoğun programa alınan katılımcılar ilk 12 hafta boyunca günlük 800-900 kalorilik beslenme düzeni uyguladı. Bu süreçte haftada iki kez gözetimli aerobik ve direnç egzersizi yaptılar. Haftada bir gün de kendi başlarına egzersiz gerçekleştirdiler.
Programın ilk iki haftasında bütün öğünlerde özel olarak hazırlanan beslenme ürünleri kullanıldı. Üçüncü haftadan itibaren günde bir öğünde normal yiyecek tüketilmesine izin verildi.
Bu aşamada günlük protein alımı 60-90 gram olarak planlandı. Beslenme düzeninde ayrıca bir porsiyon meyve ve iki porsiyon nişastalı olmayan sebzeye yer verildi.
İlk 12 haftanın tamamlanmasının ardından katılımcılar, verdikleri kiloyu korumaya yönelik bir beslenme düzenine geçti. Egzersiz faaliyetlerini de bağımsız olarak sürdürdü.

KATILIMCILARIN YÜZDE 54'ÜNDE DİYABET REMİSYONU GÖRÜLDÜ
Araştırmanın 24 haftalık sonuçlarında iki grup arasında belirgin bir fark ortaya çıktı.
Yoğun diyet ve egzersiz programına katılan 50 kişinin 27'sinde diyabet remisyonu gerçekleşti. Bu sayı, grubun yüzde 54'üne karşılık geldi.
Standart tedavi uygulanan 46 kişiden ise yalnızca ikisi remisyona ulaştı. Bu gruptaki oran yüzde 4 olarak hesaplandı.
Araştırmacıların istatistiksel değerlendirmesine göre yoğun yaşam tarzı programına katılanların remisyona ulaşma olasılığı, standart tedavi grubuna kıyasla 21 kat daha yüksek bulundu.
Kilo değişimleri de iki grup arasındaki farkı ortaya koydu. Yoğun programa katılan ve kilo verileri bulunan 47 kişinin ortalama ağırlığı 100,7 kilogramdan 92,3 kilograma geriledi. Böylece 24 haftada ortalama 8,4 kilogram kayıp yaşandı.
Standart tedavi grubunda kilo verileri bulunan 43 kişinin ortalama ağırlığı ise 103,2 kilogramdan 102 kilograma düştü.
İstatistiksel düzeltmelerin ardından yoğun programa katılanların kontrol grubuna göre 7,5 kilogram daha fazla kilo verdiği hesaplandı. Bu farkın 6,6 kilogramlık bölümünün yağ kaybından kaynaklandığı belirlendi.
EGZERSİZLE KAS KÜTLESİNİN KORUNMASI HEDEFLENDİ
Araştırmada yalnızca kilo kaybı ve kan şekeri düzeyleri değerlendirilmedi. Hızlı kilo verme sürecinde kas kütlesinin korunması da programın temel unsurları arasında yer aldı.
Araştırmacılar, yalnızca kalori kısıtlamasıyla gerçekleştirilen kilo kaybında yağ dokusuyla birlikte kas kütlesinin de azalabildiğine dikkat çekti. Verilen kiloların geri alınması sırasında yağ dokusunun daha yüksek oranda kazanılması ise uzun vadede kas kütlesinin azalmasına neden olabiliyor.
Bu nedenle araştırmada beslenme programına direnç egzersizleri de eklendi. Elde edilen bulgular, hızlı kilo kaybı sırasında yağ miktarı azaltılırken kas kütlesinin korunmasının mümkün olabileceğini gösterdi.
Araştırma ekibi, kas kütlesinin korunmasının metabolik sağlık, fiziksel kapasite ve diyabetin uzun vadeli seyri üzerindeki etkilerinin daha uzun süreli çalışmalarla değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi.

ARAŞTIRMADA YAN ETKİLER DE KAYDEDİLDİ
Çalışma süresince ciddi bir olumsuz olay bildirilmedi. Bununla birlikte yoğun beslenme ve egzersiz programına katılanlarda bazı yan etkiler görüldü.
Diyet ve egzersiz grubundaki 50 kişinin 43'ünde en az bir yan etki kaydedilirken standart tedavi grubundaki 46 kişinin altısında benzer durum yaşandı.
Kabızlık, baş ağrısı, baş dönmesi ve yorgunluk en sık bildirilen şikâyetler arasında yer aldı. Bu belirtilerin çoğunlukla programın ilk dönemlerinde ortaya çıktığı ve zamanla ortadan kalktığı aktarıldı.
Araştırmacılar, düşük kalorili beslenmenin egzersizle desteklenmesinin kan şekeri kontrolünün yanı sıra vücut yağ oranı, kas kalitesi, fiziksel performans ve kardiyovasküler sağlık üzerinde de olumlu değişikliklerle ilişkili olduğunu bildirdi.
DİYABET REMİSYONUNUN KALICILIĞI İÇİN YENİ ARAŞTIRMALAR GEREKİYOR
Araştırmada elde edilen sonuçların uzun vadede korunup korunamayacağı henüz bilinmiyor. Katılımcıların araştırma sürecinden sonra günlük yaşamlarına döndüklerinde kilo kaybını, kas kütlesini ve remisyon durumunu ne ölçüde sürdürebileceklerinin belirlenmesi gerekiyor.
Araştırma ekibi, özellikle genç yaşta tip 2 diyabet tanısı alan kişilerde beslenme ve egzersizi birlikte ele alan tedavi yaklaşımlarının daha geniş gruplar üzerinde incelenmesi gerektiğini belirtti.
Çalışmada uygulanan yoğun diyet programının tıbbi gözetim altında gerçekleştirildiği de vurgulandı. Bu nedenle araştırma sonuçlarının kişisel tedavi önerisi olarak değerlendirilmemesi, düşük kalorili beslenme ve egzersiz programlarının sağlık uzmanlarının gözetiminde planlanması gerekiyor.




