Kanser tedavisinde genetik ve moleküler testlerin önemi artıyor. Uzmanlar, tümörün özelliklerine göre belirlenen tedavilerin hastalara avantaj sağlayabildiğini belirtiyor.
Kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan gelişmeler, hastalığa yönelik yaklaşımları değiştiriyor. Geleneksel tedavi yöntemlerinin yanı sıra genetik ve moleküler testlerle hastalığın özelliklerinin incelenmesi, kişiye özel tedavi seçeneklerinin belirlenmesine yardımcı oluyor.
Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 2022 yılına ilişkin küresel tahminlerine göre, dünya genelinde yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası ve 9,7 milyon kansere bağlı ölüm kaydedildi. Kanserin toplum sağlığı üzerindeki etkisi, erken tanı ve etkili tedavi yöntemlerinin önemini artırıyor.
Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümünden Prof. Dr. Mükremin Uysal, kanser tedavisinde kullanılan genetik ve moleküler testlerin hastalığın seyrini değerlendirmede ve uygun tedavi yöntemlerini belirlemede önemli rol oynadığını belirtti.
KANSER TEDAVİSİNDE KİŞİYE ÖZEL YÖNTEMLER YAYGINLAŞTIRILIYOR
Geçmişte kanser tedavilerinde daha çok hastalığın türüne ve evresine göre belirlenen standart yöntemler uygulanırken günümüzde tümörlerin biyolojik özellikleri de tedavi planlamasında dikkate alınıyor.
Aynı kanser türüne sahip hastalarda bile tümörlerin genetik yapısı farklılık gösterebiliyor. Bu durum, aynı tedaviye verilen yanıtların kişiden kişiye değişmesine neden olabiliyor.
Kişiselleştirilmiş kanser tedavisinde hastalığın türü, evresi, hastanın genel sağlık durumu ve tümörde belirlenen moleküler özellikler birlikte değerlendiriliyor.
Bu yaklaşım sayesinde uygun hastalarda hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapi gibi seçeneklerden yararlanılabiliyor.

GENETİK TESTLER KANSER TEDAVİSİNDE NEDEN ÖNEMLİ
Kanser tanısının ardından biyopsi veya ameliyatla alınan tümör dokusu üzerinde moleküler incelemeler yapılabiliyor.
Bu testlerle kanser hücrelerinde bulunan belirli genetik değişiklikler araştırılıyor. Elde edilen sonuçlar, bazı ilaçların hastada etkili olup olmayacağına ilişkin önemli bilgiler sağlayabiliyor.
Prof. Dr. Mükremin Uysal'ın paylaştığı bilgilere göre genetik testler, tedavi planının oluşturulmasında ve hastalığın biyolojik özelliklerinin anlaşılmasında hekimlere yol gösteriyor.
Bununla birlikte her genetik değişikliğe karşı geliştirilmiş bir ilaç bulunmuyor. Testlerin tedaviye katkısı, kanserin türüne ve saptanan değişikliğe göre farklılık gösterebiliyor.
GENETİK TESTLER GEREKSİZ TEDAVİLERİN ÖNÜNE GEÇEBİLİR
Moleküler testlerin önemli kullanım alanlarından biri, belirli tedavilerden yarar görme olasılığı düşük olan hastaların tespit edilmesi.
Bazı kanser türlerinde yapılan testler, belirli ilaçların kullanılmasına karar verilmesini veya etkili olması beklenmeyen tedavilerden kaçınılmasını sağlayabiliyor.
Böylece uygun hastalarda gereksiz yan etki riskinin azaltılması ve tedavinin daha doğru planlanması mümkün olabiliyor.
Ancak genetik testler, kemoterapi veya diğer standart tedavilerin tamamen gereksiz hale geldiği anlamına gelmiyor. Tedavi kararı, tüm klinik bulgular değerlendirilerek veriliyor.

AKILLI İLAÇ VE İMMÜNOTERAPİ SEÇİMİNDE KULLANILIYOR
Kanser tedavisinde kullanılan hedefe yönelik ilaçlar, tümör hücrelerinde bulunan belirli moleküler özellikleri hedef alıyor.
Genetik ve moleküler testler, bu tedavilerden yararlanabilecek hastaların belirlenmesinde yardımcı olabiliyor.
Bazı kanser türlerinde ise tümörün belirli biyolojik özelliklerinin incelenmesi, immünoterapiye yanıt olasılığı hakkında bilgi sağlayabiliyor.
Bu yöntemlerin uygun hastalarda tedavi başarısını artırabildiği ve hastalığın kontrol altında tutulmasına katkı sağlayabildiği belirtiliyor.
Ancak hedefe yönelik ilaçların ve immünoterapilerin etkinliği her hastada aynı olmuyor.
KALITSAL KANSER RİSKİ DE BELİRLENEBİLİYOR
Genetik testler yalnızca mevcut kanserin tedavisini planlamak amacıyla kullanılmıyor. Bazı testlerle kişinin kalıtsal kanser yatkınlığı da araştırılabiliyor.
Özellikle ailesinde belirli kanser türleri sık görülen veya genç yaşta kanser tanısı alan kişilerde kalıtsal riskin değerlendirilmesi gündeme gelebiliyor.
Bu testler sayesinde bazı bireylerde kanser gelişme riskini artıran kalıtsal gen değişiklikleri tespit edilebiliyor.
Riskin belirlenmesi, kişinin ve gerekli durumlarda aile üyelerinin uygun tarama programlarına yönlendirilmesine yardımcı olabiliyor.
Uzmanlar, tümör dokusunda yapılan genetik testlerle kalıtsal yatkınlığı araştıran testlerin aynı amaçla kullanılmadığını ve kalıtsal risk değerlendirmesinin gerektiğinde genetik danışmanlık eşliğinde yapılması gerektiğini vurguluyor.

EN SIK GÖRÜLEN KANSER TÜRLERİNE DİKKAT
Dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında akciğer, meme, kalın bağırsak, prostat ve mide kanserleri yer alıyor.
Yaşam süresinin uzaması, tütün kullanımı, bazı çevresel etkenler, sağlıksız beslenme ve fiziksel hareketsizlik gibi faktörler kanser yükünü etkileyebiliyor.
Kanserle mücadelede yalnızca tedavi yöntemleri değil, hastalığın erken dönemde belirlenmesi de önem taşıyor.
Özellikle meme, rahim ağzı ve kalın bağırsak kanserleri için uygun yaş ve risk gruplarında uygulanan tarama programları, hastalığın erken evrede saptanmasına yardımcı olabiliyor.
Uzmanlar, kanser tanısı alan hastaların genetik ve moleküler testlere ihtiyaç duyup duymadığının onkoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesini, tedavi planının ise hastalığın özelliklerine göre oluşturulmasını öneriyor.




