Kök hücre nakli, lösemi, lenfoma, multipl miyelom ve bazı kalıtsal kan hastalıkları başta olmak üzere çok sayıda hastalıkta tedavi seçeneği olarak uygulanıyor.
Nakil sürecinin ilk aşamalarından biri ise hastaya uygun donörün belirlenmesi.
HLA uyumu, bağışçının sağlık durumu, kullanılacak kök hücre kaynağı ve bağış sonrası takip, nakil sürecinin değerlendirilmesinde dikkate alınan başlıca unsurlar arasında bulunuyor.
Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Vefki Gürhan Kadıköylü, kök hücre bağışında donör seçimi ve nakil sürecine ilişkin bilgiler verdi.
HANGİ HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIYOR?
Kök hücre nakli, başta hematolojik kanserler olmak üzere farklı hastalıkların tedavisinde kullanılabiliyor.
Lösemi, lenfoma, multipl miyelom, miyelodisplastik sendrom ve miyeloproliferatif hastalıklar bu tedavinin uygulandığı hastalıklar arasında yer alıyor.
Bazı çocukluk çağı tümörlerinde ve tedaviye dirençli belirli kanserlerde de kök hücre naklinden yararlanılabiliyor. Talasemi, orak hücreli anemi ve aplastik aneminin yanı sıra bazı bağışıklık sistemi, depo ve otoimmün hastalıklar da nakil uygulanan diğer grupları oluşturuyor.
Kanser tedavisinde nakilden önce hastaya kemoterapi, immüno-kemoterapi veya uygun durumlarda tüm vücut ışınlaması gibi hazırlık tedavileri uygulanabiliyor. Amaç, hastalıklı hücreleri ortadan kaldırmak ve nakledilecek kök hücrelerin yerleşmesine uygun koşulları oluşturmak.
DONÖR SEÇİMİNDE HLA UYUMU DEĞERLENDİRİLİYOR
Hastaya kök hücre veren kişiye donör ya da bağışçı adı veriliyor. Bağışın gönüllülük esasına dayanması ve donörün süreç hakkında bilgilendirilerek onamının alınması gerekiyor.
Donör değerlendirmesinde ilk aşamalardan biri HLA tiplendirmesi. İnsan lökosit antijenleri olarak tanımlanan HLA sistemi, hastanın bağışıklık sistemi ile nakledilen hücreler arasındaki uyum açısından önem taşıyor.
HLA uyumu; graft versus host hastalığı (GVHH), greftin yerleşmemesi ve nakille ilişkili diğer sonuçlar açısından değerlendiriliyor.
Aile içindeki taramalara genellikle kardeşlerden başlanıyor. Gerektiğinde anne, baba ve diğer akrabalar da değerlendirmeye dahil ediliyor.
Kardeşler arasında tam HLA uyumlu donör bulunma ihtimali yaklaşık yüzde 25 olarak belirtiliyor.

UYGUN AKRABA BULUNMAZSA TÜRKÖK DEVREYE GİRİYOR
Aile içinde uygun donör bulunamadığında akraba dışı donör taraması yapılıyor. Türkiye'de bu süreçte TÜRKÖK veri tabanından yararlanılıyor. Kök hücre nakli merkezleri, hastanın HLA özelliklerini veri tabanındaki gönüllü bağışçıların özellikleriyle karşılaştırarak uygun adayları belirliyor.
Türkiye'de uygun donör bulunamaması halinde uluslararası veri tabanlarında da tarama yapılabiliyor. Akraba dışı donör değerlendirmelerinde birden fazla HLA bölgesi dikkate alınıyor. Uyum düzeyi düştükçe bazı nakil komplikasyonlarının görülme riskinin artabileceği belirtiliyor.
Tam uyumlu akraba veya akraba dışı donör bulunamadığında ise yarı uyumlu, yani haploidentik donörlerden kök hücre nakli yapılabilen durumlar bulunuyor.
DONÖRÜN SAĞLIK DURUMU AYRINTILI BİÇİMDE İNCELENİYOR
Donör adayının yalnızca HLA özelliklerine bakılmıyor. Bağış öncesinde kişinin genel sağlık durumu ayrıntılı biçimde değerlendiriliyor. Genetik hastalıklar, aktif hastalıklar, kullanılan ilaçlar, bulaşıcı hastalıklar, psikiyatrik öykü ve ailedeki kanser öyküsü gibi bilgiler inceleniyor.
Geçirilmiş kan transfüzyonları, seyahatler, tıbbi işlemler, gebelik durumu ve bazı çevresel maruziyetler de değerlendirmeye alınabiliyor. Fizik muayenenin yanı sıra kan sayımı, pıhtılaşma ve biyokimya testleri yapılıyor. Gerektiğinde farklı branşlardan görüş alınıyor.
Donörün kan grubu ile hastanın kan grubunun aynı olmaması tek başına nakle engel oluşturmuyor. Bunun yanında hepatit B ve C, HIV, CMV, toksoplazma, sifiliz ve HSV gibi enfeksiyonlara yönelik testler gerçekleştiriliyor.
KÖK HÜCRE KAYNAĞINA GÖRE YÖNTEM DEĞİŞİYOR
Kök hücreler periferik kandan, kemik iliğinden veya göbek kordonundan elde edilebiliyor. Günümüzde en sık kullanılan kaynaklardan biri periferik kan kök hücreleri.
Periferik kök hücre toplama işleminden önce donöre genellikle birkaç gün G-CSF adı verilen büyüme faktörü uygulanıyor. Ardından aferez yöntemiyle kandan kök hücreler toplanıyor. Bu yöntemde anestezi gerekmemesi avantaj olarak değerlendirilirken, G-CSF kullanımına bağlı kemik ağrısı ve ateş gibi yan etkiler görülebiliyor.
Kemik iliğinden kök hücre toplama ise anestezi altında gerçekleştiriliyor. İşleme bağlı ağrı ve kanama gibi riskler bulunurken, bazı hastalık gruplarında kemik iliği tercih edilebiliyor.
Göbek kordonu kanı ise özellikle uygun akraba veya akraba dışı donör bulunamadığında, başta çocuk hastalar olmak üzere belirli durumlarda kök hücre kaynağı olarak kullanılabiliyor.

KÖK HÜCRE BAĞIŞÇILARI İŞLEM SONRASINDA TAKİP EDİLİYOR
Kök hücre bağışının ardından donörlerin sağlık durumları belirli sürelerle izleniyor. G-CSF kullanılan donörlerin 10 yıl, bu ilacın kullanılmadığı donörlerin ise 12 ay takip edildiği belirtiliyor.
Bağışla ilişkili komplikasyonların önemli bölümü erken dönemde ortaya çıkıyor. Donörlerin gönüllü olması, işlem öncesinde ayrıntılı şekilde bilgilendirilmesi, sağlık durumlarının uygunluğunun değerlendirilmesi ve bağış sonrasında takip edilmesi kök hücre bağış sürecinin temel aşamalarını oluşturuyor.




