ŞİRK; BÜYÜK BİR ZULÜMDÜR

Şirk İslâm âlimlerinin üzerinde en çok durduğu konulardan biridir. İslâmiyet’te dinî hayatın bütün yönleri kişiye vicdan özgürlüğü kazandıran tevhid inancına göre anlam ve değer kazanır. Şirk bir tür küfür olması sebebiyle ferdi söz konusu anlam ve değerlerden uzaklaştıran, inananları dinî ve dünyevî bütün haklardan mahrum bırakan belirleyici bir etkendir. Şirk ile küfür birbirine yakın kavramlardır. Ebû Hanîfe’ye göre küfrün kapsamı daha geniş olup her şirk küfürdür, fakat her küfür şirk değildir (İbn Hazm, III, 222).

İslâm tarihinde müslümanlar arasında apaçık şirke düşen gruplar bulunmamakla birlikte dolaylı şirk sayılan, tevhid inancını zedeleyerek şirke kapı açan telakkilere rastlamak mümkündür. Bir müslümanın Allah’tan başka varlıklara karşı duyacağı sevgi ve saygı yaratılmışlık sınırlarının ötesine geçmemelidir. Naslardan çıkarılan ve müslümanlar tarafından benimsenen inanç prensiplerine göre hiçbir insan peygamber derecesine çıkamaz; peygamberlere bile insan üstü bir özellik nisbet edilemez; sadece Allah’a gösterilebilecek tâzim ve hürmet başka hiçbir şey veya kimseye gösterilmez. Nitekim Hz. Ömer (r.a.) Hacerülesved için, “Senin zararı veya faydası dokunmayan bir taş olduğunu biliyorum. Resûlullah’ın seni öptüğünü görmeseydim ben de öpmezdim” demiştir (Buhârî, “Ḥac”, 50; Müslim, “Ḥac”, 248-251; ayrıca bk. Topaloğlu v.dğr., s. 90-110).

Şirke düşme sebeplerinin itikadî, psikolojik, sosyolojik ve hatta ekonomik boyutları üzerinde durulmuştur. Şirkin en önemli sebebi Allah’ın şanına yaraşır biçimde tanınamaması, tevhid inancının gerektiği gibi benimsenememesi veya korunamamasıdır. Hz. Âdem’le birlikte insan hayatının tevhid inancıyla başladığı, Allah Teâlâ’nın insanı akıl gücüyle donattığı ve ona Allah’tan başka tapınılacak ilâhın bulunmadığını bildiren peygamberler gönderdiği halde tevhid inancını benimsemeyen gruplar zamanla düşünce tembelliğine kapılmış, tabiatta meydana gelen olayların arkasındaki gerçek yaratıcı ve idare ediciyi unutarak görünen tabiatı ve tabiat olaylarını kendi kendinin sebepleri kabul etmiştir. Şirk cehaletin, aczin ve tembelliğin eseri olup bir yönüyle insanın kendini aldatmasıdır (a.g.e., s. 90-92).Küfür, Resûlullah’ın davetini kabul etmemek, getirdiklerini inkâr etmektir; Allah’a, Peygamberi’ne, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara, meleklerine, âhiret gününe inanmamak... Ne kötü şeydir Allah’ı tanımamak; O’nu inkâr etmek, şeytanın saptırdığı kimseler hatta dostları olmak, cehennem azabını hak etmek, affedilmemek ve affedilme ihtimali bile bulunmamak...Küfür, imanın zıddıdır ve onunla asla bağdaşmaz ve bir araya gelemez. Allah kimseyi iki kalpli yaratmamıştır. İnsanın bir kalpte iki zıt şeyi, iman ile küfrü bir arada bulundurması düşünülemez. Bırakın kâfir olmayı, bir Müslümanı küfürle suçlamak, onun kâfir olduğunu söylemek bile o kadar ağırdır ki Resûlullah, “Bir adam (din) kardeşini kâfirlikle itham ederse ikisinden biri bu söz sebebiyle kâfir olur.” ve “Bir Müslüman, bir Müslümana "kâfir" dediğinde, şayet o gerçekte kâfirse (söz yerini bulmuş) olur. Fakat eğer o kâfir değilse bunu söyleyen kendisi kâfir olur.” buyurarak böyle bir sözün kişiyi imanından edebileceğini hatta bir mümini kâfir olarak nitelemenin, onu öldürmek gibi olduğunu söylemiştir. Çünkü Müslüman bir insanı kâfirlikle nitelemek imanla bağdaşmaz.“O hâlde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

Şirk ise Allah’a ortak koşmak; Allah’ın varlığına inanmakla birlikte onun tek olduğunu, O’ndan başka ilâh olamayacağını kabul etmemek, Allah’tan başka tanrılar edinmekti. Allah katında şefaatçi olması ümidiyle. Allah’tan başka varlıklara (putlara) tapınmak, dua edip medet ummak, onlardan yardım istemekti. Tüm bunlar sadece Allah’a ait olan bir hakkı başka varlıklarda da görmeye teşebbüs etmek demekti. Bu yüzden Kur’an’da şirkin büyük bir zulüm/haksızlık olduğu ifade edilmiştir. Peygamber Efendimizin ifadesiyle,“Seni yarattığı hâlde Allah’ın bir dengi olduğunu kabul etmek” Allah katında en büyük günahtır. Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamayacak ve şirk koşanların amellerini boşa çıkaracaktır. Nitekim Peygamberimiz, “Her kim Allah’a bir şeyi ortak koşarak ölürse cehenneme girer.” buyurmuştur. Resûlullah (sas) bir keresinde de kendine has üslûbuyla “Size en büyük günahın ne olduğunu söyleyeyim mi? ” diye sorunca ashâp, “Evet, buyur ey Allah’ın Resûlü!” demişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Allah’a ortak koşmak ve anaya babaya saygısızlık etmektir. ” demiş ve bu günahlara “yalan söz” ile “yalancı şahitliği” de eklemişti. Şirk koşmamak, yalnız Allah’a kulluk etmek o kadar önemliydi ki Miraç’ta çıktığı Sidretü’l-Müntehâ’da şirk koşmadan ölen kimsenin büyük günahlarının bağışlanacağı Rabbimiz tarafından müjdeleniyordu. Hatta kutlu Elçi, hırsızlık ve zina yapsa da Allah’a ortak koşmadan ölenin cennete gireceğini ve onlara şefaat edeceği müjdesini de veriyordu. Nitekim “Allah’ın kullar üzerindeki hakkı, O’na, şirk koşmaksızın ibadet etmek; kulların Allah üzerindeki hakkı, kendisine şirk koşmayana azap etmemektir.” buyuruyordu Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkını veren sadece Allah Teâlâ’dır. Yiyecek, içecek, yağmur, ekin her ne türlü nimet varsa onu Allah’tan başkasının verdiğine, verebileceğine inanmak İslâm inancına göre şirktir. Hatta Hz. Peygamber, kendisine “Allah ve sen istersen” diyen kimseye, “Beni Allah ile denk mi tutuyorsun!” sözüyle tepki göstererek sadece, “Mâşallah” (Allah isterse) demesini istemiştir. Hastalığı da şifayı da veren Allah’tır. O’ndan başkasından medet ummak, şifa ve deva gibi bir şeyi başkasının yapabileceğini sanıp beklemek de şirktir. Elbette tedaviler, aracılar ve vesileler olacaktır. Ama nihayetinde şifayı veren Allah’tır. Hz. İbrâhim’in, putlara tapan babası ve kavmine dediği gibi, “Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü? Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur. Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O’dur. Beni yediren içiren O’dur. Hastalandığım zaman da şifa veren O’dur.” Allah’tan başkası adına yemin etmek ve doğru söylediğine bir başka gücü şahit tutmak da şirktir. Resûlullah (sas), “Kim Allah’tan başkasının adına yemin ederse şirk koşmuştur.” “Kim "Lât’a yemin olsun ki" diyerek yemin ederse derhâl "Lâ ilâhe illâllâh" (Allah’tan başka ilâh yoktur.) desin.” diyerek kesin bir karar ve niyetle söz verirken ya sadece Allah’ın adını anmamızı ya da susmamızı söylemiştir. Hatta Kâbe’ye yemin etmek bile hoş karşılanmamış; yanlış anlaşılmasın, şirke yol açmasın diye, “Kâbe üzerine yemin olsun.” şeklindeki bir yemin, “Kâbe’nin Rabbine yemin olsun.” şeklinde düzeltilmiştir. Resûl-i Ekrem Efendimiz her fırsatta müminleri şirkten uzak durmaları konusunda uyarıyor, yeni Müslüman olanlardan Allah’a kesinlikle ortak koşmamaları konusunda biat alıyordu. Yine bu endişesinden dolayı Veda Haccı’nda, “Allah’a ortak koşmayın!” buyurarak bu hususu bir kez daha dile getiriyordu. Çünkü cennete girmenin ve cehennemden kurtulmanın ilk şartı şirke düşmemekti. Fakat şirk sadece açık bir şekilde Allah’a ortak koşmaktan ibaret değildi. Hz. Peygamber’in ümmeti için endişelendiği şirk bundan çok daha tehlikeliydi. Peygamber (sas), “Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, Allah’a ortak koşmalarıdır. Bilmiş olunuz ki onlar, güneşe, aya veya puta tapacaklar diyecek değilim. Fakat onlar birtakım ibadetleri Allah’tan başkası için işleyecekler ve gizli bir şehvet arzulayacaklar.” buyurarak gizli bir şirk tehlikesine işaret etmiştir. Namazı başkası görüyor diye her zamankinden güzel kılmak, başkasının hatırı için oruç tutmak, başkası takdir etsin diye sadaka vermek, ibadetlerini Allah’tan başkası için yapmak yani riya ve gösterişe kaçmak iman bakımından son derece tehlikeli görülmüş ve gizli şirk olarak nitelendirilmiştir. Hz. Peygamber, Hz. Ebû Bekir’e hitaben, “Bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki gerçekten şirk, karıncanın deprenişinden daha gizlidir. Sana, söylediğin zaman şirkin azını ve çoğunu senden giderecek bir şey söyleyeyim mi? De ki, "Allah’ım! Bildiğim hâlde şirk koşmaktan sana sığınırım, bilmeden şirk koştuysam senden mağfiret dilerim."” buyurarak gizli şirke karşı uyarmış, bundan kaçınması gerektiğine işaret etmiş ve bu hususta Allah’a sığınmasını öğütlemiştir.

Asırlar geçmesine rağmen iman ile inkâr, aydınlık ve karanlık misali yeryüzünden hiç eksilmedi. Ama bir gün gelecek, her şey sona erecektir. Güneş dürülecek, yıldızlar sönecek, dağlar yürütülecek, sûra üflenip kıyamet kopacaktır. O gün inkârcılar kabirlerinden çıkartılacak ve ellerini ısırıp, “Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım...”, “Keşke Allah’a ve Resûl’e itaat etseydik...”, “Âh, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve müminlerden olsak...”, “Keşke ölüm her şeyi bitirseydi...” diye pişman olacaklar. İşte pişman oldukları o gün, “Ey inkâr edenler! Bugün özür dilemeyin! Siz ancak yapmakta olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.” denilecek, inkâr ve şirk koşmalarının karşılığında ateşe atılacakken, “Dünyadaki hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı alçaltıcı bir azap göreceksiniz!”, cehennem ateşine itilirken, “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!” denilecek. O gün o kadar korkunç, zor ve ağırdır ki inkâr üzerine kurulu bir yola sapıp peygamberi dinlemeyenler yerin dibine batırılmayı temenni ederler. Yalvarırlar cehennemin bekçilerine, “Rabbinize dua edin de bizden, bir gün azabımızı hafifletsin!” diye. O gün Allah, içlerinde en hafif azaba mahkûm olana, “Dünya ve içindeki bütün varlıklar senin olsa bu azaptan kurtulmak için onları fidye verir miydin?” diye sorduğunda, o kimse de “Evet!” diyecektir. Fakat o gün herhangi bir fidyenin kabul edilmesi söz konusu değildir: “Şüphesiz inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.” O gün şirk bataklığında ömür sürenler boyunlarında demir halka ve zincirlerle kaynar suya sürüklenecek, sonra da ateşe atılacaklar. Ateş, kâfirlerin yüzlerini öyle bir yakacak ki dişleri açıkta kaldığı için âdeta sırıtır vaziyette olacaklar. Susayıp su istedikleri zaman onlara kaynamış katran gibi bir su ikram edilecek de bu su yüzlerini bile kavurup gidecek. İşte kâfirler ve müşrikler böyle acı bir azaba duçar olacak ve ebedî olarak cehennemde kalacaklar. Fakat buna mukabil Allah’ın varlığına ve birliğine iman eden, O’na hiçbir şekilde ortak koşmayan, imanlarına zulüm (şirk) bulaştırmayan, O"nun nimetlerine nankörlük etmeyen, salih ameller işleyen, Rablerine gönülden bağlanan mümin kullar ise her ne kadar günah işleseler de Allah’ın rahmetine ve lütfuna kavuşacak ve Allah onları kendisine varan doğru bir yola iletecektir. Şüphesiz, bu kimseler yaratıkların en hayırlılarıdır. Rableri katında onların mükâfatı, içlerinden ırmaklar akan, ebedî kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan, onlar da Rablerinden razı olmuşlardır. Onlar cennette, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehitlerle ve salih kimselerle birlikte olacaklardır.

Ve ne mutlu Peygamberimize öğretilen şu duayı edip, şirk ve küfre karşı bilincini diri tutanlara: “Allah’ım! Bilerek sana şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmeden böyle bir şey yapmışsam senden af dilerim. ” Ne mutlu iman edip salih amel işleyenlere!

Dipnot: Hadislerle İslam , İslam Ansiklopedisi

HAFTANIN AYETİ : Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Ben Müslümanlardanım.” diyen kimseden daha güzel söz söyleyen kim olabilir?( Fussilet Suresi :41/ 33)

HAFTANIN HADİSİ : “Her kim Allah’a bir şeyi ortak koşarak ölürse cehenneme girer.” (Müslim, Îmân, 150)

AJet'ten yurt dışı bağlantılı uçuşlarda indirim kampanyası
AJet'ten yurt dışı bağlantılı uçuşlarda indirim kampanyası
İçeriği Görüntüle

HAFTANIN DUASI :“Allah’ım, fakirlikten, küfürden, şirkten, nifaktan ve görsün, duysunlar diye yapılan amelden sana sığınırım.” (Sİ1023 İbn Hıbbân, Sahîh, III, 300.)

Hazırlayan: Fatma Zehra BALABAN /Vaiz

Kaynak: HABER MERKEZİ