Pompe Disease, vücutta glikojen adı verilen şekerin parçalanmasını sağlayan enzimin eksikliği nedeniyle ortaya çıkan nadir ve ilerleyici bir metabolizma hastalığı olarak biliniyor. Hastalık, özellikle kas dokularında aşırı glikojen birikimine yol açarak ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

Uzmanlara göre hastalık, asit alfa-glukozidaz (GAA) enziminin eksikliği veya tamamen yokluğu nedeniyle gelişiyor. Bu durum başta iskelet kasları olmak üzere kalp ve solunum sistemi üzerinde önemli hasarlara yol açabiliyor. Genetik geçişli olan Pompe hastalığı, erken teşhis edilmediğinde hayati risk oluşturabiliyor.

POMPE HASTALIĞI GENETİK GEÇİŞLE ORTAYA ÇIKIYOR

Pompe hastalığı otozomal resesif kalıtım modeliyle aktarılıyor. Hastalığın ortaya çıkabilmesi için hem anne hem de babadan hatalı genin çocuğa geçmesi gerekiyor.

Hastalıkta temel problem, glikojenin enerjiye dönüştürülmesini sağlayan GAA enziminin yeterli düzeyde üretilememesi oluyor. Enzim eksikliği nedeniyle hücrelerde glikojen birikiyor ve zamanla kas dokularında hasar gelişiyor.

Uzmanlar, özellikle aile öyküsünde Pompe hastalığı bulunan bireylerin genetik danışmanlık almasının önem taşıdığını belirtiyor. Gebelik öncesinde yapılan genetik testlerin taşıyıcılık riskini ortaya koyabildiği ifade ediliyor.

BEBEKLİK DÖNEMİNDE DAHA AĞIR SEYREDEBİLİYOR

Pompe hastalığı genellikle infantil başlangıçlı ve geç başlangıçlı olmak üzere iki farklı grupta değerlendiriliyor. Bebeklik döneminde ortaya çıkan infantil form, hastalığın en ağır tipi olarak kabul ediliyor.

Bu dönemde kas zayıflığı, gevşek bebek sendromu, beslenme sorunları, gelişim geriliği ve kalp büyümesi gibi belirtiler görülebiliyor. Tedavi edilmediğinde solunum ve kalp yetmezliği nedeniyle ciddi risk oluşabiliyor.

Geç başlangıçlı form ise çocukluk, ergenlik veya yetişkinlik döneminde ortaya çıkabiliyor. Bu grupta hastalık daha yavaş ilerlese de zamanla kas güçsüzlüğü ve solunum problemleri gelişebiliyor.

KAS VE SOLUNUM SİSTEMİ EN ÇOK ETKİLENİYOR

Pompe hastalığında en sık görülen belirtiler arasında kas güçsüzlüğü yer alıyor. Özellikle kalça, bacak, omuz ve diyafram kaslarında belirgin zayıflık oluşabiliyor.

Hastalığın ilerleyen dönemlerinde nefes darlığı, yutma güçlüğü, sık solunum yolu enfeksiyonu ve yürümekte zorlanma gibi şikayetler ortaya çıkabiliyor. Bazı hastalarda kalp ritim bozuklukları ve kas ağrıları da görülebiliyor.

Uzmanlar, özellikle sabah baş ağrısı ve uyku sırasında nefes problemleri yaşayan bireylerde solunum kaslarının etkilenmiş olabileceğini belirtiyor.

TANIDA GENETİK VE ENZİM TESTLERİ KULLANILIYOR

Pompe hastalığının tanısında fizik muayene ve aile öyküsü önemli rol oynuyor. Hastalığın teşhisinde kreatin kinaz testi, genetik analizler ve GAA enzim ölçümleri kullanılıyor.

Ayrıca akciğer fonksiyon testleri, elektromiyografi (EMG), ekokardiyografi ve uyku testleri de değerlendirme sürecine dahil edilebiliyor. Yenidoğan taramalarında topuktan alınan kan örneğiyle enzim aktivitesi ölçülerek erken tanı sağlanabiliyor.

Uzmanlar, erken teşhisin özellikle bebeklik döneminde organ hasarını azaltma açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor.

ENZİM TEDAVİSİYLE HASTALIĞIN İLERLEMESİ YAVAŞLATILIYOR

Pompe hastalığında uygulanan temel tedavi yöntemi enzim replasman tedavisi olarak biliniyor. Bu yöntemde laboratuvar ortamında üretilen GAA enzimi damar yoluyla hastaya veriliyor.

Tedavi sayesinde hücrelerde biriken glikojenin parçalanması destekleniyor ve hastalığın ilerleme hızı azaltılabiliyor. Özellikle bebeklerde kalp büyümesinin kontrol altına alınmasında enzim tedavisinin önemli rol oynadığı belirtiliyor.

Eşinden nakledilen böbrekle hayata tutundu
Eşinden nakledilen böbrekle hayata tutundu
İçeriği Görüntüle

Bunun yanında fizik tedavi, solunum desteği, beslenme planlaması ve kardiyolojik takip de tedavi sürecinin önemli parçaları arasında yer alıyor.

Uzmanlar, Pompe hastalığının tamamen iyileştirilemese de erken tanı ve düzenli tedaviyle yaşam kalitesinin artırılabileceğini vurguluyor.

Kaynak: Haber Merkezi