ABD’de Scripps Research öncülüğünde yürütülen araştırmada, retina dejenerasyonu sırasında göz dokusunun verdiği koruyucu yanıtta rol oynayan “erukamid” adlı doğal bir molekül tespit edildi. UC San Diego ve Lowy Medical Research Institute araştırmacılarının da katıldığı çalışma, 19 Haziran 2026’da Nature Neuroscience dergisinde yayımlandı. Klinik öncesi modeller üzerinde yapılan deneylerde, ışığı algılayan fotoreseptör hücreleri zarar gördükçe erukamid seviyesinin azaldığı, molekül yeniden verildiğinde ise retina dokusunun korunmasına yönelik bazı hücresel mekanizmaların harekete geçtiği belirlendi.
RETİNA DEJENERASYONUNDA ERUKAMİD SEVİYESİ AZALIYOR
Retina, gözün arka bölümünde bulunan ve ışığın görsel bilgiye dönüştürülmesinde görev alan hassas bir doku tabakası. Diyabetik retinopati, retinitis pigmentosa ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi hastalıklarda retina yapısındaki hücreler zamanla zarar görebiliyor. Fotoreseptör kaybının ilerlemesi de görme fonksiyonlarında azalmaya yol açabiliyor.
Retinanın sağlıklı yapısını koruyabilmesi yalnızca fotoreseptörlere bağlı değil. Nöronlar, glia hücreleri, bağışıklık sistemi hücreleri ve kan damarları birlikte çalışıyor. Bu yapıların oluşturduğu sistem “nörovasküler ünite” olarak tanımlanıyor.
Araştırmacılar, retina hasar gördüğünde bu sistem içerisinde gerçekleşen kimyasal iletişimin ayrıntılarını incelemek için yola çıktı.
Scripps Research Profesörü ve çalışmanın kıdemli yazarı Martin Friedlander, araştırmanın ulaştığı noktayı, “Retina yalnızca bozulmuyor; aslında hasara aktif olarak yanıt veriyor. Çalışmamız, erukamidin bu yanıtın koordinasyonuna yardımcı olan bir sinyal molekülü olduğunu ortaya koyuyor.” sözleriyle açıkladı.
Çalışmanın çıkış noktasını ise ekibin daha önce yaptığı kök hücre araştırmaları oluşturdu. Kök hücrelerden elde edilen retina hücrelerinin nakledildiği deneylerde, nakledilen hücreler daha sonra ortadan kaybolmasına rağmen dejenerasyonun yavaşlamaya devam ettiği gözlendi.
Araştırmacılar bunun üzerine nakledilen hücrelerin, etkisini daha uzun süre sürdüren bazı koruyucu kimyasal sinyaller salgılamış olabileceği ihtimalini araştırdı.
RETİNA DOKUSUNDAKİ MOLEKÜLLER TEK TEK İNCELENDİ
Ekip, olası sinyal moleküllerini belirlemek amacıyla kütle spektrometrisine dayalı metabolomik yönteminden yararlandı. Çok sayıda küçük molekülün aynı anda ölçülmesini sağlayan yöntem, farklı retina dejenerasyonu modellerine uygulandı.
Hastalığın ilerleyişi sırasında moleküler düzeyde yaşanan değişiklikler karşılaştırıldığında erukamid araştırmacıların üzerinde durduğu bileşiklerden biri oldu. Fotoreseptör hücreleri bozulmaya başladığında bu molekülün seviyesinin de belirgin biçimde düştüğü tespit edildi.
Çalışmanın ortak yazarlarından Scripps Research Kimya Profesörü Dale Boger, “Bu bizim için dönüm noktasıydı. Bu durum, erukamidin dokunun verdiği yanıtı etkileyebileceği ve hastalığın yalnızca bir sonucu olarak değişmediği ihtimalini gündeme getirdi.” dedi.
Bunun ardından erukamid seviyesinin yeniden artırılmasının retina üzerindeki etkileri araştırıldı.

ERUKAMİD NANOPARTİKÜLLERLE GÖZE ULAŞTIRILDI
Erukamidin suda iyi çözünmeyen hidrofobik bir molekül olması, deneylerde özel bir taşıma yöntemi kullanılmasını gerektirdi. Molekül doğrudan enjekte edildiğinde kümelenebildiği için araştırmacılar gözenekli silikon nanopartiküllerden yararlandı.
Nanopartiküller sayesinde erukamid kontrollü biçimde göz içine taşındı ve daha dengeli dağılım sağlandı.
Deneylerde molekülün fotoreseptörler üzerinde doğrudan etki oluşturmadığı belirlendi. Bunun yerine retinada bulunan CD11b⁺ miyeloid hücrelerin aktive olduğu görüldü. Bağışıklık sisteminin bir parçası olan bu hücreler, hasara verilen yanıtta ve dokunun korunmasında görev alıyor.
Araştırma sırasında erukamidin bağlandığı TMEM19 isimli protein de belirlendi. TMEM19 seviyeleri azaltıldığında miyeloid hücrelerin aynı biçimde aktive olmadığı ve erukamidle ilişkilendirilen koruyucu etkinin ortadan kalktığı tespit edildi.
RETİNA DEJENERASYONU TAMAMEN TERSİNE DÖNMEDİ
Aktive edilen miyeloid hücrelerin nörovasküler yapının dengelenmesiyle ilişkili sinyaller salgıladığı görüldü. Bu sinyallerin sinir hücreleri ile onları besleyen kan damarlarının desteklenmesinde rol oynadığı belirlendi.
Bulgular, erukamidin retina dejenerasyonunu tamamen ortadan kaldırmadığını gösterdi. Molekül, mevcut retina dokusunun yapı ve işlevinin korunmasına katkı sağlayarak dejeneratif sürecin bazı bölümlerinin yavaşlamasıyla ilişkilendirildi.
Çalışmanın ilk yazarı Guoqin Wei, “Erukamid, fotoreseptörleri doğrudan hedeflemek yerine çevredeki dokuyla etkileşime geçerek çalışıyor gibi görünüyor. Bu bakış açısındaki değişim, gelecekte dejeneratif retina hastalıklarının tedavisi açısından önemli olabilir.” ifadelerini kullandı.
ERUKAMİDİN TEDAVİDE KULLANIMI İÇİN YENİ ÇALIŞMALAR YAPILACAK
Araştırma henüz erukamidin doğrudan bir ilaç olarak kullanılabileceğini göstermiyor. Molekülün hidrofobik yapısı da olası tedavi uygulamalarının önündeki teknik konulardan biri olarak değerlendiriliyor. Göz ilaçlarının büyük bölümünün su bazlı olması nedeniyle erukamidin uygun şekilde formüle edilmesi ve hedef dokuya ulaştırılması için yeni yöntemlere ihtiyaç bulunuyor.
Araştırma ekibi bundan sonraki aşamada erukamid sinyal mekanizmasının farklı retina hastalıklarında nasıl çalıştığını incelemeyi planlıyor. Molekülün değiştirilmiş formlarının daha güçlü veya uzun süreli etki sağlayıp sağlamadığı da araştırılacak. Benzer yapıdaki diğer lipit molekülleri üzerinde de çalışmalar yürütülecek.
Friedlander, araştırmanın hedefini, “Amaç, zaten mevcut olan bir sinyali güçlendirmek. Bu yanıtı nasıl dikkatli bir şekilde düzenleyebileceğimizi öğrenebilirsek, tedavi seçeneklerinin sınırlı kaldığı retina hastalıklarının ilerlemesini yavaşlatmak için yeni bir yol sunabilir.” sözleriyle anlattı.
Çalışmada Scripps Research, UC San Diego ve Lowy Medical Research Institute bünyesinden araştırmacılar görev aldı. Elde edilen bulguların farklı retina hastalıklarında ve daha uzun süreli deney modellerinde nasıl sonuç vereceği yapılacak yeni çalışmalarla araştırılacak.





