Kanser tedavisinin ardından yapılan PET ve tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinde hastalık ilerlemesi görülmese bile vücutta mikroskobik düzeyde kanser hücreleri bulunabiliyor. Bu hücrelerin tümöre ait DNA parçalarını kana bırakması, dolaşımdaki tümör DNA’sının (ctDNA) kan testiyle araştırılmasına imkân sağlıyor. Sıvı biyopsi olarak adlandırılan bu yöntem, bazı kanserlerde hastalığın tekrarlama riskinin değerlendirilmesi ve tedaviye direnç gelişiminin izlenmesi amacıyla kullanılıyor.
Sıvı biyopsinin kullanım alanına ilişkin güncel örneklerden biri meme kanserinde ortaya çıktı. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 4 Eylül 2026'da camizestrant adlı ilaca, belirli ileri veya metastatik meme kanseri hastalarında kanda saptanan ESR1 mutasyonuna göre tedavi değişikliğine olanak sağlayan hızlandırılmış onay verdi. Karar, hastalık görüntüleme yöntemlerinde ilerlemeden önce ctDNA testiyle saptanan mutasyona göre tedavi değişikliğini esas alıyor.
SIVI BİYOPSİ TÜMÖR DNA'SINI NASIL ORTAYA ÇIKARIYOR?
Kanser hücreleri çoğalırken tümöre ait DNA parçaları kan dolaşımına geçebiliyor. Bu parçalar ctDNA olarak adlandırılıyor. Kan örneği üzerinden yapılan özel testlerle söz konusu DNA'daki belirli genetik değişiklikler araştırılabiliyor.
Kanda tümör DNA'sının saptanması, vücutta görüntüleme yöntemleriyle henüz belirlenemeyen mikroskobik hastalık bulunabileceğine işaret edebiliyor. Ancak test sonucunun pozitif çıkması tek başına hastalığın kesin olarak ilerlediği anlamına gelmiyor. Benzer şekilde ctDNA saptanmaması da kanserin tamamen ortadan kalktığını veya ileride tekrarlamayacağını garanti etmiyor.
Bu nedenle sıvı biyopsi sonuçları hastanın kanser türü, hastalığın evresi, patoloji bulguları, aldığı tedaviler ve görüntüleme sonuçlarıyla birlikte değerlendiriliyor.
MEME KANSERİNDE TEDAVİ DEĞİŞİKLİĞİ GÖRÜNTÜLENMEDEN ÖNCE YAPILABİLİYOR
Yeni gelişmenin merkezinde, hormon reseptörü pozitif ve HER2-negatif lokal ileri veya metastatik meme kanseri bulunuyor. FDA'nın onayına göre camizestrant, aromataz inhibitörü ve CDK4/6 inhibitörü tedavisi sırasında ESR1 mutasyonu saptanan hastalarda, yine bir CDK4/6 inhibitörüyle birlikte kullanılabiliyor. ESR1 mutasyonu, tümörün aromataz inhibitörü tedavisine karşı direnç geliştirmesiyle ilişkili değişikliklerden biri olarak tanımlanıyor.
FDA'nın kararı SERENA-6 adlı Faz 3 çalışmasının sonuçlarına dayanıyor. Çalışmada, ilk basamak tedavi sırasında kan testiyle ESR1 mutasyonu saptanan ancak görüntüleme açısından henüz hastalık ilerlemesi bulunmayan 315 hasta değerlendirildi.
Camizestrant ve CDK4/6 inhibitörü alan grupta medyan progresyonsuz sağkalım 16 ay olurken, aromataz inhibitörü ve CDK4/6 inhibitörü tedavisine devam edilen grupta bu süre 9,2 ay olarak belirlendi. FDA verilerine göre hastalık ilerlemesi veya ölüm riski camizestrant grubunda yüzde 56 daha düşüktü.

SIVI BİYOPSİ SONUCU TEDAVİYİ TEK BAŞINA BELİRLEMİYOR
Sıvı biyopsinin kanser tedavisindeki kullanımında test sonucunun nasıl yorumlandığı önem taşıyor. Her tümör aynı miktarda DNA'yı kana bırakmadığı için ctDNA'nın saptanamaması hastalığın bulunmadığını kesin olarak göstermiyor.
Aynı şekilde kandaki tümör DNA'sının tespit edilmesi de her hastanın mutlaka ek tedavi alması gerektiği anlamına gelmiyor. Testin sonucu, hastanın klinik tablosu ve diğer tetkikleriyle birlikte değerlendiriliyor.
Camizestrant için verilen FDA onayı da tüm kanser hastalarını kapsayan bir uygulama değil. Karar, belirli özelliklere sahip ileri veya metastatik meme kanseri hastalarında, tedavi sırasında FDA tarafından yetkilendirilmiş bir testle ESR1 mutasyonunun saptanması durumuna yönelik. FDA aynı tarihte Guardant360 CDx testini de camizestrant için eşlik eden tanı testi olarak onayladı.

KANSER TEDAVİSİNDE YENİ BİR TAKİP YAKLAŞIMI
Sıvı biyopsinin bir başka kullanım alanı, tedavi sırasında tümörün genetik yapısında ortaya çıkabilecek değişikliklerin izlenmesi. Kanser hücreleri zaman içinde uygulanan ilaçlara direnç geliştirebildiğinden, kanda saptanan genetik değişiklikler bazı hastalarda sonraki tedavi seçeneğinin belirlenmesine yardımcı olabiliyor.
Camizestrant kararı, bu yaklaşımın tedavi kararına doğrudan dahil edildiği güncel örneklerden biri oldu. FDA'nın verdiği hızlandırılmış onayın devamı için klinik faydanın doğrulanmasına yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerekiyor. FDA, SERENA-6 çalışmasının nihai sonuçlarının yanı sıra ek bir randomize çalışmayla tedavi stratejisinin klinik faydasının doğrulanmasını şart koşuyor.
Bu nedenle sıvı biyopsi, mevcut görüntüleme yöntemlerinin yerini alan tek başına bir tanı yöntemi olarak değil, uygun hastalarda kanserin moleküler özelliklerini daha yakından izlemeye yardımcı olan tamamlayıcı bir araç olarak değerlendiriliyor.




