Hucûrat sûresinde erdemli ve ihlaslı bir toplumun temelleri atılmakta, böyle bir toplumun oluşumunda rol alacak insan tipinin profili çizilmektedir. Sağlam bir toplumun temelleri ancak imanlı insanlarla atılacaktır. İmanla beslenen bu ilkeler, sosyal hayatın vazgeçilmezleri olup oldukça önem arz etmektedir. Bu ilkeler bireyin, başta Allah’a ve Rasûlü’ne karşı ahlakî sorumlulukları ile bireysel ve tabiatı gereği toplum içinde yaşamaya eğilimli insanın sosyal hayattaki sorumlulukları altında yer alan toplumsal olmak üzere iki başlık altında özetlenebilir.
1- Allah ve Rasûlü’ne karşı saygılı olmak,takvalı olmak.
2-Toplum bireylerine karşı saygılı olunması, toplum hukukunun gözetilmesi.
İkinci ayetten, peygamberlik makamını temsil eden ilim adamlarının huzurunda konuşurken sesi kısmanın gereği anlaşılmaktadır. Zira muhataba karşı sesin yükseltilmesi, hürmetsizliğe delildir. Yüce Allah, iletişimlerde sesi yükseltmenin ne kadar kötü bir davranış olduğunu, ‘’eşeğin anırması’’ veya eşek sesiyle örneklendirmiştir. Ayetten sosyal hayatın her safhasında genel olarak yüksek sesle konuşmanın uygun olmadığı da anlaşılmaktadır. İnsanlar arası ilişkiler, öncelikle dil, konuşma üzerinden gerçekleşir. İlk kez tanıştığımızda, görüntümüz, giyim kuşamımız, sesimiz, ses tonumuz, oturup kalkmamızla bir mesaj veririz. Bunlar kimliğimizin, şahsiyetimizin birer yansımalarıdır. Köyde, dağda, bayırda yaşayanlar, kendi doğal ortamlarından dolayı, daha rahat davranırlar, yüksek sesle konuşurlar.
Yüce Allah, bu surenin 14.15.16.17. ayetlerinde imanın nasıl olması gerektiğini açık bir şekilde insanlara öğretmiştir. Ayetlerde belirtildiği üzere imanlı insan, kendini davasına tam manasıyla adamış, yalnız dil ile değil, kalp ve bütün uzuvlarıyla Allah’a bağlı ve Peygambere itaat noktasında ahlakın zirvesinde bir şahsiyettir. Mümin şek ve şüphesiz Allah ve Rasûlü’nün bütün buyruklarına boyun eğer. Gerekirse mal ve canından hiçbir endişeye kapılmadan vazgeçer.
İnanan kişi ve toplumlar, imanın kendilerine büyük bir nimet olduğunun farkında olmalı ve davranışlarını ona göre şekillendirmelidirler. Yüce Allah, 1.2.3.4.5. ayetlerde, imanın gereği olarak Peygamber (s.a.s.)’e saygı ve hürmette kusur edilmemesini emretmiştir. O’ndan gelen buyruklara boyun eğilmesini, neden ve niçinin araştırılmamasını bildirmiştir. O’na karşı en ufak yanlış bir davranışın Allah’a itaatsizlik olduğunu bilmeli ve mümin ona göre yapılanacağını unutmamalıdır.
Allah (c.c.), ‘’Farkında olmadan amelleriniz boşa gider’’ kelamıyla bize, Peygamber’e yapılan hürmetsizliğin, amelleri boşa çıkaracağını, saygı ve hürmet olmadan imanın kâmil olamayacağını anlatmıştır. Yüce Allah, 6.7.8.11.12.13. ayetlerde kardeşliği ve toplumların birlik ve beraberliğini bozacak bir takım tutum ve davranışları belirttikten sonra, müminlerin bunlardan uzak durmalarını istemiştir. Yasaklanan bu davranışları ele alacak olursak: Yalan haber; fertler arası ilişkileri zayıflattığı gibi, toplum düzenini de sarsar. Bundan dolayı haberin nereden kaynaklandığını, kimin bu haberi yaydığını araştırmak gerekir. Bunun aksi bir davranış, kişiyi ve toplumu fitneye götürür. Fitne ise, adam öldürmekten daha kötüdür. Güzel sıfatlarla vasıflanmak Bu başlık altında; doğruluk, sabırlı olmak, soyla övünmemek, hilm,(yumuşak huyluluk) iyiliğin başa kakılmaması ve hüsnü zan gibi konular yer almaktadır.
“Eğer onlar sen kendilerinin yanına çıkıncaya kadar bekleselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu.” mealindeki beşinci ayet güzel sıfatların başında gelen sabırlı olmanın, teenni ile hareket etmenin mahza hayır olduğunu haber vermektedir. On üçüncü ayetten gayr-i ahlaki bir davranış olan soyla övünmenin haram olduğu anlaşılmaktadır. Alay etmek; kendini büyük görmek demektir. Büyüklük ise Allah’a mahsustur. Bunun için böbürlenmek yasaklanmıştır. Bir müslümanı ayıplamak bütün toplumu ayıplamak gibidir. Müminler, bir tek vücut gibidir. Bu vücudun organları da bütün müminlerdir. Kötü lakap takmak; ahlaki değildir. Takılanı hem üzer, hem de yanındakilere karşı utandırır. Sû-i zan; günaha götürür ve iftira ihtimali taşır. İsabet ederse gıybet olur. Bunların ikisi de Allah’ın yasakladığı fiillerdir. Mümin başkaları hakkında ancak hayır düşünmelidir. Kusur araştırmak da yasaklanmıştır. Peygamber Efendimiz ‘’Kim bir müminin kusurunu araştırırsa, Allah da onun kusurunu ortaya çıkarır ve ocağının başında da olsa onu rezil eder’’ buyurmuştur. Gıybet; bir mümini arkasından hoşuna gütmeyecek şekilde anmaktır. Şayet söylediği onda varsa gıybet, yoksa iftira etmiş olur. Bu o kadar çirkin bir harekettir ki, Allah (c.c.) onu ölü kardeş eti yemeğe benzetiyor. Bu kötü davranışta bulunanlar tevbe etmekle ve gıybetini yaptığı kimseden helallik dilemekle temizlenebilirler. On dördüncü ayette sözü edilen bedevîlikten maksat cahil, sert ve kaba tabiatlılık olup, Kur’ân bu niteleme ile sert mizaç, manevî derinlik ve kavrayıştan uzak, sadece dar kalıplar ve basit mantıklar içinde düşünmeyi eleştirmektedir. Ayetten ayrıca ahlâkî bir davranış örneği olan doğru olmaya davet vardır. Zira Bedevîler henüz kalplerinde iman hâsıl olmamışken kendilerinin mümin olduklarını iddia ettiler. Bu doğru değildi. Oysaki onların kalplerinde henüz iman hâsıl olmamıştı. Allah onların bu mertebeye ulaşmadıklarını açıkladı ve onları doğru olana yönlendirdi. Ayet, yalanın caiz olmadığına delildir. Zira Cenâb-ı Hak bedevîlerin sözlerinde doğru olmalarını emretmiştir. Altıncı ayetin nüzul sebebinden yola çıkarak yalan söylemenin gayr-i ahlaki bir davranış örneği olarak caiz olmadığı ve fâsıklık sıfatlarından görüldüğü söylenebilir. Yine altıncı ayetten bireyin sosyal hayatta herkese karşı genel olarak hüsnü zanla memur olduğu anlaşılmaktadır. “Müminler ancak o kimselerdir ki Allah’ı ve Rasûlü’nü tasdik eder ve sonra da hiçbir şüpheye düşmezler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücahede ederler. İşte imanına bağlı, gerçek müminler bunlardır.” mealindeki on beşinci ayetten Kur’ân’ın ifadesiyle gerçek anlamda sıdkiyetin Allah’a ve Hz. Peygambere hiçbir kuşkuya mahal bırakmadan inananlar, arkasından canları ve malları ile Allah yolunda tereddütsüz cihat edenler olduğu anlaşılmaktadır.
“İslam’a girmelerini sana minnet ediyorlar. Onlara de ki: ‘’Müslümanlığınızı bana minnet etmeyin. asıl size iman yolunu gösteren Allah size minnet eder, eğer iman iddianızda samimi iseniz!” mealindeki on yedinci ayetten yapılan iyilikleri başa kakmanın caiz olmadığı anlaşılmaktadır.
Toplumun birlik ve beraberliğini bozabilecek en büyük tehlike ırkçılık ve milliyetle övünmedir. Yüce Allah bunu yasaklamıştır. Bütün bu davranışlar; kişileri birbirine düşürür, toplum düzenini dinamitler ve kardeşlik duygularını öldürür. Bunlar yerini saygı, sevgi, hoşgörü ve anlayışa bırakmalıdır. Aksi halde, ahlaki değerlere sahip bir toplumun teşekkülü düşünülemez. Müminler arası ilişkilerin nasıl olması gerektiğini anlattıktan sonra 9.10. ayetlerde inanan iki toplum arasında oluşacak bir problemin çözümünde sulh ve adalet prensibine göre hareket edilmesi istenmektedir. Bir toplumda meydana gelen isyan hadisesinin çözümünde de aynı prensipler ölçü alınmalıdır. Bu da fert ve toplumlar arası huzur ve sosyal dengeyi sağlayacaktır. Bundan hareketle müminler, birbirleriyle kardeş olduğunu bilmeli ve kardeşliği bozacak her türlü davranışın toplumun temellerini sarsacağını unutmamalıdır. On ikinci ayetten iman ile nitelenmiş olan bireyin Allah, Rasûlü, müminler ve aksine sebep olmadıkça bütün insanlar hakkında hüsnü zan beslemesi gerektiği anlaşılmaktadır. Aynı ayetten insanlar hakkında peşin hükümden kaçınmak gerektiği de anlaşılmaktadır.
Özetle, Hucûrat Suresi’nde tam bir iman olmadan ahlaklı insan olunamayacağı ve imanlı insanlar olmadan sağlam bir toplumun temellerinin atılamayacağı bildirilmektedir. Tuğlalardan birinin eksikliği nasıl ki binayı yıkıma hazırlarsa, iman ve ahlak eksikliği de toplumu felakete sürükler ve bu felaket o toplumun sonu olur. ‘’Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı görendir’’ (Hucûrat, 49/17)
Not: Bu yazı ‘Ahlaki İlkeler’ Bekir ERTÜRK tarafından hazırlanan Diyanet İhtisas Bitirme Tezi'nden alınmış ayrıca’ Hucûrat Suresinden Ahlaki İlkeler’ Cüneyt EREN’in makalesi’nden de yararlanılmıştır.
HAFTANIN AYETİ: Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur. (Hucûrat ,12)
HAFTANIN HADİSİ: Ebû Mûsâ (r.a.) şöyle dedi: Ey Allah'ın Resûlü! Hangi müslüman en üstündür? diye sordum. "Dilinden ve elinden müslümanların emniyette olduğu kimse" cevabını verdi. (Buhârî, Îmân 4, 5, Rikak 26)
HAFTANIN DUASI: “Allah’ın adıyla… O’nun ismiyle birlikte yeryüzünde ve gökte hiçbir şey zarar veremez. O, her şeyi işiten ve bilendir.” .” (Ebû Dâvûd, Edeb, 101/5088; Tirmizî, Deavât, 13)
Hazırlayan: Fatma Zehra BALABAN/Vaiz