MUHASEBE BİLİNCİYLE BİR ÖMÜR GEÇİREBİLMEK
Madde ile manadan müteşekkil yaratılmış olan insanoğlu, bedeni, nefsi, aklı ve ruhu arasındaki dengeyi sağladığında, dünya ve ahiretini mamur edebilecek derecede üstün meziyetlerle yaratılmıştır. Bu yüzden Allah Teâlâ insanı, kâinatın içerisinde muhteşem bir varlık olarak yaratmış ama onu kendi halinde başıboş bırakıp, kendi haline de terk etmemiştir. Daima ilahi bir denetim ve gözetim altında onunla meşgul olmuştur. Dünyada geçirdiği ömürden, sıhhat ve âfiyetten, kazanıp harcadığı mal mülk ve servetten, harcadıklarından, harcamayıp geride bıraktıklarından, birer birer hesap verecek olan insanın bizatihi kendisidir. Vakti geldiğinde muhasebe edilmek üzere onun bütün yapıp ettiklerini de kaydettirmektedir. Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu hakikat şöyle ifade edilmektedir:
‘İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen, dediklerini (amel defterine) kaydeden bir melek hazır bulunmasın.’ (Kaf,50\18). Cenâb-ı Hak bu Ayet-i Kerîme özelinde bizâtihî dilin ve bedenin haramlardan sakındırılması konusunda ilâhi gözetim altında olduğumuzu bize bildirmekte, güzel veya çirkin, hayır veya şer ne olursa olsun ağızdan çıkan her sözün ya da bedenen işlenilen her haram fiilin kaydedildiğini, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte ortaya koymaktadır. Hâlâ sağlığımız, sıhhatimiz, akıl ve irademiz yerindeyken bizlerin böylesine yakından bir takip, tespit ve denetime tâbi olduğunu bilmek, bizler için büyük bir şükür ve aynı zamanda dili ve bedeni haramlardan korumak konusunda alınabilecek en etkili tedbirdir.
İnsan, hayatı boyunca zihnen, fikren ve bedenen çok yakından takip edilip yaptıkları ve söyledikleri kaydedilerek ona göre de Ahirette hesaba çekilecek bir varlıktır. Kelime kelime hesabı verilecek bir hayatın sahibi olmak, son derece disiplinli yaşamayı gerektirir. Bu disiplin bizleri Allah Teâlâ’nın razı olacağı bir kul, Peygamber Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve sellem’in razı olacağı bir ümmet yapacaktır.
Kâinatın en üstün varlığı olarak yaratılmış olan insanın gerçek huzuru ve mutluluğu mânevî anlamda ruhuna sıkıntı ve ızdırap verecek pürüzleri temizleyip iman ve ibadetlerinden aldığı huşu ile kulluk dolu bir hayat yaşamasıdır. İnsana verilen her nimetin sınırları olduğu gibi ömür nimeti de sınırlıdır. İlâhî imtihan için vâr olduğu bu dünyâda, her fânî gibi bir gün ölüm geçidinden geçip âhiret âlemine intikâl ettiği zaman insan, kendisine verilmiş olan emâneti zâyî edip etmediğine, var oluş hikmetine ve insanlık haysiyetine yaraşır onurlu bir hayat sürüp sürmediğine göre ya ilâhi mükâfata ya da ilâhi cezaya uğrayacaktır. Müslüman birey için önemli olan bu sağlığı, sıhhati, akıl ve irâdesi yerindeyken o zamanlarını, bulunmaz bir hazine kıymetinde telâkkî edip kulluktaki gayretini artırarak ilerlemeli, kendi muhasebesini bundan yola çıkarak yapmalıdır.
Müslüman için muhasebe önemlidir. Bir Müslüman için muhasebe; kendi istek ve arzularını, yaptıklarını gözden geçirmesi, doğrularını ve yanlışlarını vicdanın süzgecinden geçirerek değerlendirip gelecekle alakalı kulluğunu bir düzen ve disiplin dahilinde devam ettirme gayretidir. Netice itibariyle Allah Teâlâ kullarının işlerini yapmadan önce planlamalarını; yaptıktan sonra da yapılan işin nasıl bir şekil aldığını gözden geçirmelerini istemektedir. Bu Müslüman için önemlidir. Çünkü kulun ameline nokta koyan ölümdür. Kul hayatta olduğu sürece, kendi içiyle muhasebe halinde olmalı bu yapılan muhasebe onun hayatına şekil vermeli, ona istikamet biçmelidir.
Âyet-i Kerîme’de Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Hanginizin daha güzel amel işleyeceğini (sizin için) ortaya çıkarmak (ve böylece âhirette, yaptıklarınıza, kendinizi şahit tutmak) için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur...” (Mülk,67\2)
Buhârî’nin rivâyet ettiği bir Hadis-i Şerifte Peygamber Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibi; “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunların değerinden habersizdir: Sağlık ve boş vakit.” (Buhari, Rikak,1)
Dünyayı ve Ahireti kazanmak, hayır yapmak bunlara bağlıdır. İnsan, yapması gerekirken yapmadıklarından ve yapmaması gerekirken yaptıklarından, söylemesi gerekirken söylemediklerinden ve söylememesi gerekirken söylediklerinden, muhakkak ki hesaba çekilecektir.
Dünya, ceza ve ödül yeri değil; imtihan yeri olduğundan, nice suçlar dünyada cezasız kalabilir. Allah imhâl eder ama ihmâl etmez. Hiçbir suçun ve hayrın karşılığını ihmâl etmez, ama dilediğini sonraya erteler; bu sonra bazen Ahiret olur. İnsanın kâinatın içerisinde muhteşem bir varlık olarak yaratılmış olması demek, iyi ya da kötüden birisini seçme hakkına yani irâde sahibi olması demektir. İnsan kendisine verilen irâde kuvvetinin karşılığı olarak aynı zamanda bunun sonuçlarına da katlanması gerekmektedir. Esas sorumluluk Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına karşı O’na olan sorumluluktur. Allah’a kulluk ve ibadet için yaratılan insan, bu kulluğu ne oranda yapıp yapmadığıyla ilgili sorguya çekilecektir. Ruhlar âleminde Rabbini tanıyıp O’na kulluk yapmaya söz veren insan, bu yemininden sorumludur. İşte dünya da bu sorumluluğu unutan bir tavırla yaşayınca, esas olarak Ahirette sorguya çekilecek, bunun karşılığını görecektir.
Tirmizi’nin naklettiği bir Hadis-i Şerifte Peygamber Efendimiz Sallâllâhu Aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: “Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz (ahmak, beceriksiz) kimse de nefsini hevasına tabi kılan ve Allah’tan olmayacak temennilerde bulunan kimsedir.” (Tirmizi, Kıyamet, 26) Akıllı insan, bu dünya hayatını akıllıca değerlendiren ve gününü dört kısma ayırıp birincisinde yaptıklarını ve yapacaklarını hesap eder. İkincisinde Allah Teâlâ münacatta bunulur, affedilmeyi ister. Üçüncüsünde, bir ticaretle meşgul olup, helâl rızık kazanır. Dördüncüsünde, istirahat eder ve mübah olan şeylerle kendini eğlendirip, haram şeylerden sakınır.
Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh şöyle buyurmuştur: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz mizanda tartılmadan önce siz onları vicdanınızda tartınız. Allah’a arz olacağınız büyük hesap günü için kendinizi salih amellerinizle süsleyiniz.” Eğer hesap günü olmasaydı, dünya keyfi rahat ve zevkleri bizler için önemli olabilirdi. Ama her şeyden hesaba çekileceğimiz bir durum bize bildirilmişken, işin âhiret kısmı; ölüm ve ölüm öteside vâr iken, tercihlerimizi ve hareketlerimizi kılı kırk yararak belirlememiz gerekmektedir. Unutmayalım ki; sorumsuz bir Müslüman Allah katında sorunlu bir kuldur. Allah katında sorunlu bir Müslüman olmamak için sorumlu olduğumuz şeyleri hakkıyla yapan bir yaşayışımız olmalıdır.
Hazırlayan: Aysun ÖGCEM
Kütahya İl Müftülüğü Uzman Vaizi