Mutluymuşuz.
Hem de öyle böyle değil…
Türkiye’nin en mutlu beşinci şehri.
Rakamlar öyle söylüyor.
Yüzdeler öyle söylüyor.
Raporlar öyle söylüyor.
Demek ki mutluyuz.
Çünkü kâğıt öyle diyor.
* * *
Ama gel sokağa bakalım.
Bayram pazarı kuruldu.
Esnafa soruyorsun:
“Nasıl işler?”
Omuz silkiyor.
“Fiyatları düşürdük abi, hep kart geçiyoruz talep yok.”
Helvacı pekmezci,
“İftarlık satışlarımız olmasa dükkânı kapatacağız.”
Oto pazarına gidiyorsun.
Galericinin cümlesi kısa ama memleket kadar ağır:
“Bayramda satış yok, baharı bekleyen kumruyuz abi…”
Sabah trafiğe çıkan okul servis şoförlerini görüyorum.
Hepsi şikayetçi.
Mümtaz şehrimin trafiğini bu hale getirenlere,
“Onur şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte” saygılarını sunuyor.
Amma velakin,
Ol rapora göre bu şehirde çok mutluyuz.
İki üniversite bitirmiş gençler işsiz geziyor.
Ama mutluyuz.
Mübarekler bir gün toplu taşıma araçlarına binin,
Ne kadar mutlu olduğunuzu bir test edin bakalım…
Akşam pazarında çürük sebze meyve toplayan insanlar görüyorum.
Ama mutluyuz.
Bu şehrin yarıdan çoğu “ Asgari ücretli”…
Sorun bakalım,
Bırakın ailesi ile birlikte gitmeyi,
Tek başına,
Asgari fiziksel niteliklere ve niceliklere bakmadan, ikinci kısım gastronomi tesislerinin kapısı nereden açılır bilmiyor mu?...
Torununa verdiği elli lirayı beğendiremeyip,
Köşede gözü yaşlı “La havle…” çeken dedeler var.
Bayram yaklaştı çocuğuna en ucuzundan gömlek alacak baba kara kara düşünüyor.
Büyüklere masallar, bebelere balon…
Ama mutluyuz.
* * *
Şimdi söyleyin bana…
Bu mutluluk nerede ölçülüyor?
Laboratuvarda mı?
Excel tablosunda mı?
Yoksa bir bilgisayarın ekranında mı?
Yıllarca derse katılan gençlere dedim ki,
“Bilgisayar dediğin şey aptal makinedir.
Sen ne verirsen onu söyler.”
Makineye veri girişini yaparsın,
Sistemi açıp kendi yüklediğin programa bakarsın.”
Ama insan dediğin şey…
Sayı değildir.
Ruhu vardır.
İnsanın derdi vardır.
İnsanın onuru vardır.
İnsanın ekmek kavgası vardır.
Bunu tabloya yazamazsın.
* * *
Matbuat alemindeki kalemlerin,
Memlekete etmediği kalmamış eski siyasileri “yeniden parlatma cilalama yazılarını” görünce aklıma gırgır ve fırt dergisi geliyor, gülüyorum…
Bu öksüz şehrimde vekil sayısı dörde düşmüş.
Eskisi yenisi hiçbir siyasiden
“Biz nerede hata yaptık?” diyen yok…
Kabahatin sahibi olmaz.
Kalabalıkta efelik çok.
Ama tenhada sorumluluk yok…
* * *
Dün imam tayinleri konuşurduk.
Bugün Çinili cami yıkılsın mı yapılsın mı tartışıyoruz.
Batı cephesinde değişen bir şey yok.
Başkan bir mi iki mi olsun onu tartışıyoruz.
İlla bir yerlere “baş” olmamız lazım.
Az git uz git dön dolaş yine bana gel.
* * *
Bizim nesil 1970 lerin petrol krizleri, 1980 lerin ekonomik dönüşümleri,1994 ve 2008 küresel krizi,2018 den itibaren artan yüksel enflasyon süreçlerini yaşadı.
Biz dayandık…
Alışkınız…
Tüp kuyruklarını petrol sıkıntısını yaşadık.
Süleyman Demirel’in sözüdür,
“ Petrol vardı da biz mi içtik”
* * *
Yurdum insanı dayanıklıdır.
Biz dayandık sizde dayanın yiğitler…
Raporları istatistikleri bir kenara bırakın.
Ama önce şu soruyu kendinize sorun,
Gerçekten mutlu muyuz ?
Yoksa sadece gülümseyip,
Mutluymuş gibi mi yapıyoruz?
CAVİT KOCAÇAY