Yalnız ve güzel şehrim
Sokakların dolu,
Issız ışıksız, evlerin bomboş…
Cumbalı tek katlı binaların yanında,
Modern görünümlü ucube apartmanların yükselmiş,
İnsanın yorulmuş, insanın kırılmış, insanın çökmüş...
* * *
Geçen altmış yılda,
Kütahya büyümedi.
Genişledi, derinliğini,
Özünü, edebini ahlakını kaybetti…
Sanayileşmeyle altmışlı yıllarda
Köyü terkedip şehre taşındık.
Tasla tarakla, köpekle tavukla,
Yıllarca bu şehirde köylü gibi yaşadık.
Ne köylü olduk ne şehirli.
Almanca, “Arbeit macht frei”
"Çalışmak özgürlük getirir”
Dayanın aslanlar motorları maviliklere süreceğiz…
Bugün Hisara çıkıp bu aziz şehre tepeden bakın,
Gecekondudan bozma evler,
Doksan metrekareye sığdırılan üç artı birler,
Yıllardır bitmeyen geri dönüşümler,
Üst üste yığılmış ucuz özenti hayatlar.
* * *
Eskiden kapı çalınırdı.
Şimdi ekran kaydırılıyor.
Eskiden komşu vardı.
Şimdi algoritma var.
Bu şehirde,
Kalabalık arttı, temas azaldı.
İnsan çoğaldı, insanlık inceldi.
Sosyal medya oldu çöplük.
Tıklanma delisi olmuş zibidiler
Utanmadan,
Yediğini içtiğini diktiğini,
Etini, bitini, itini sergiliyor.
* * *
Aile…
Kuruluşun ve kurtuluşun şehrinin,
Güzel ülkemizin omurgasıydı.
Kaybettikten sonra ailenin önemi aklımıza geldi.
Kına yakalım.
Bu gün,
Aile babası “faturayı nasıl ödeyeceğim” diye düşünüyor.
Genç evlenemiyor.
Evlenen geçinemiyor.
Geçinen konuşamıyor.
Konuşan boşanıyor.
Övgünün büyükler…
Sevgi, komşu kızın ismi.
Sevgi, artık ekonomik programa bağlı.
Aşk, enflasyona yenildi.
Eğitim…
Pandemi dönemi eğitim kimyamızı bozdu.
Çalışmadan yorulmadan, dersliği amfiyi bilmeden,
Akademisyen öğretmen görmeden diploma aldık,
Turşusunu kurduk…
Diplomalı cahiller ordusuyla ne şehrimize ne ülkeye umut olamadık.
Köyden olma, kasabadan doğma ilçelerde üniversiteleri çoğalttık.
Ama aklı çoğaltamadık.
Bu öksüz fakir şehirde,
Bilgili görgüyü edebi yükseltmedik.
Hayal kırıklığını yükselttik.
Cilalı imaj devrindeydik.
Meşhur caddendeki park yasağına rağmen,
Dedenden kalan eski dükkan önünde sergilediğin araban,
Kullandığın en son model telefonun,
Binlerce dolarlık marka saatinin,
Kişiliğine,
Ve dahi sana değer katacağını sandın,
Yanıldın…
Oysa sen,
Köyde ambar arkasında kalmış,
Dışı kabuğu sağlam,
İçi çürümüş kokmuş balkabağı gibiydin…
Fakat ne günlük maşukan,
Ne de sen bunun farkındaydın…
* * *
Eskiden “çalış kazan” vardı.
Şimdi “bağlan kazan”.
Alın teri buharlaştı.
“Ahırı haraptır haramzadenin” sözünü,
Ne çabuk unuttunuz,
Çalışan yoruluyor.
Bağlantısı olan zenginleşiyor.
Kimse buna artık şaşırmıyor.
* * *
Siyaset…
Bir tercih olmaktan çıktı.
Bir kimliğe dönüştü.
Kim haklı?
Kim dürüst?
Kim liyakatli?
Bunlar sorulmuyor artık.
Dijital çağ dediler.
Her şeyimiz hızlandı.
Ama zihin yavaşladı.
Herkes konuşuyor.
Kimse dinlemiyor.
Bu şehirde ağzı olan konuşuyor
Herkes yazıyor.
Herkes biliyor.
Çözüm üretmiyor.
Kimse düşünmüyor.
Gerçek parçalandı.
Doğru, takipçi sayısına yenildi.
Bu gün,
Bu şehrin,
Bu ülkenin en büyük krizi ekonomi değil.
Güvensizlik.
Artık kimse kimseye güvenmiyor.
Genç geleceğe…
Kiracı ev sahibine…
Seçmen yarına…
İnsanlığınızı kaybederseniz,
Her şeyi kaybedersiniz.
Ve biz…
Her şeyi konuşuyoruz.
Her şeyi yazıyoruz.
Ama düşünmüyoruz.
Sorgulamıyoruz.
En tehlikeyi soruyu sormuyoruz
“Biz neye dönüştük?”