Baba

Abone Ol

Babam Şakir Usta Her- İş kerestecilikte “asgari ücretli” işçiydi.

Alın teri kurumadan eve geldiğini hatırlamıyorum.

Mesai bitiminde, iş arkadaşlarıyla akşam saatlerinde Konya’dan Urfa’dan Kütahya’ya talaş almaya gelen büyük kamyonlara kesilen tomruklardan arda kalan talaşları küreklerle kamyon kasalarına yüklerdi.

Annem, Şefika Sultan, “ Babanız bugün talaş saracak” dediği gün bilirdik ki, devasa kamyonlara talaş yüklenecek,

Babamız akşam yemeğine gelmeyecek.

Gece geç saatte gelip, evlatlarını uyurken seyredecek…

Henüz çağ atlamamıştık.

Mahallemizde yurdumuzda hiçbir kimse,

Bugünkü gibi göstere göstere,

Varlığını, yediğini içtiğini,

Gözünü göbeğini sergilemezdi…

Göstermek,

En büyük görgüsüzlüktü…

Ayıptı…

Sanayi şehriydik.

Hiç kimse çalışmadan, yorulmadan, üretmeden bu şehirde barınamaz yaşayamazdı.

Bu topraklarda tembellik, çalışmamak ayıptı.

Bu şehrin bu öksüz toprakların çocukları bilirdi ki,

“Haysiyet” her şeyden önemliydi.

Mahallede haysiyet,

Evde okulda işyerinde her yerde haysiyet.

Ergen okullarında disiplin suçlarına bakan “ Haysiyet Divanları” vardı…

Haysiyet çok kıymetliydi..

Biz,

Mahallede, okulda, caddede haysiyeti kaybettikten sonra hürriyetin,

Daha sonra da istiklal ve istikballerin kaybedileceğini,

Çok iyi bilirdik...

* * *

Bedava peynir sadece fare kapanında olurdu.

Şakir Usta, “Kolay iş yok oğul, her nimetin bir külfeti vardır” derdi.

Çal çırp kazan nereden kazanırsan kazan yoktu.

Haramın binası yoktu.

Zengin fakir hiçbir baba evlatlarına kolay para kazanmayı, hırsızlığı arsızlığı öğretmedi.

Mahallemizdeki sanayicinin de simitçinin onuru eşitti.

Herkesin her zaman başı dik vicdanı rahattı.

Bugün kimin başı dik kimin vicdanı rahat oturur tartışırız…

Annem, mahallenin Şefika teyzesi…

Ziraat bahçelerinde sezonluk vişne toplayan kadın işçilerin Şefika Çavuş’u.

Yetmişli yılların sonu ülkenin yokluk günleriydi.

Çalışmak özgür olmaktı.

Alın teri her şeydi.

Hiç kimse aşsız ekmeksiz kalmadı.

Açık büfe kahvaltı icat edilmemişti.

Hiç kimsenin sofrasında açık büfe kahvaltı,

Bin bir çeşit yiyecek yoktu.

Bereket vardı…

Onur neydi.

Onur her şeydi.

Onur herkeste vardı.

Bugün erkek isminden ibaret.

Bu şehirde, bu memlekette hiçbir zaman “açlık” olmadı.

Şakir Usta gibi,

Hepimizin kendisine sorması gerekir…
“Ben aç kalmayı mı seçiyorum, zoru seçip, sabah akşam çalışıp ekmeğimi taştan mı çıkarıyorum?

Kendimi bedavaya alıştırılıp dileniyor muyum ?

Boyun mu eğiyorum?

Açlığım geçiyor ama ömür boyu teslim mi oluyorum?

Sormalı.

Sorabilmeli…

İnsan dik durursa gerçekten büyür.

O gün geldiğinde ne yokluk kalır gözünde,

Ne de geçmişin yükü.

Sadece dimdik duran bir karakter kalır geriye.

İşte o gün,

Adamsındır.

Babasındır…

* * *

Onurlu babaların,

Ekmeğini taştan çıkartan baba adaylarının,

Tüm ülkemin,

Öksüz şehrimin,

Güzel insanların,

Babalar günü kutlu olsun…