Anasayfa / Yazarlar / HAMİDE YÜCEL / ÇOK GEÇ OLMADAN…

ÇOK GEÇ OLMADAN…

HAMİDE YÜCEL

Z. ,  sabah tatlı uykusundan kolundaki elektronik saatin hatırlatma sesiyle uyanmıştı. Gözlerini umutla pencereye dikti, gün ışığını görebilmek için. Ama gördüğü, ultraviyole ışınlarını geçirmeyen  tek tabaka  camdan başka bir şey değildi. Yüzündeki tebessüm bir anda yok olup gidivermişti.

Fırlayarak kalktı yataktan işe geç kalmamak için. Elini yüzünü yıkadı, sabaha kadar damla damla kovada biriken arıtılmış suyla. Mutfağa gitti, bir şeyler yemek için. Soğutucusunun kapağını açtığında çok da yiyeceği kalmadığını gördü. Tok tutan besleyici haplarından içti. Pijamasının paçasından çekiştiren köpeğini de beslemeliydi , ona da verdi aynı haplardan.

Güneşten korumalı özel kıyafetlerini hızlıca giyerek kalın  ve üç katmanlı güvenlik şifreli kapıyı açmadan ;  kapının bitişik duvarında asılı, taktığında uzaylıya benzediği çirkin gaz maskesini kafasına geçirerek hemen kapıyı çekip sokağa çıktı.

Artık ulaşım için tek seçeneğin  toplu taşıma araçları olduğu bir dünyada yaşıyorlardı. Üç ya da dört körüklü otobüse binerek iş yerine ulaştı.

Girişte bulunan kendini tanıtma paneline, önce sesli ve görüntülü  ardından rakamları tuşladı, güvenlik girişini geçtikten sonra gaz maskesini çıkartarak on iki kişiden  oluşan çalıştığı birime  ulaştı . Bilgisayarını  açarak  o  günün canlı doğum verilerini gözden geçirdi. Çok az sayıdaki  doğumlardan , yine  canlı bebek doğumu olmamıştı. Üzülüyordu giderek azalan nüfus oranını gördükçe. Başını ekrandan kaldırarak yan masada bulunan arkadaşına seslenerek, ’’ Ne  kadar  da azalıyor canlı bebek doğumları.‘’ dedi.

‘’ Az önce uzak bir akrabamın cilt kanseri nedeniyle hayatını kaybettiğini öğrendim. Biliyorsun, geçen yıl da 8 yaşındaki oğlumu eskiden çocuklarda nerdeyse görülmeyen akciğer kanserinden kaybetmiştim. Tüm sevdiklerimiz kurumakta olan bir ağacın yaprakları gibi tek tek dökülüyor yaşamımızdan.’’ diye hüzünle cevap verdi.  Z.,  ne diyeceğini çok da bilemeden, biraz da yutkunarak ‘’Üzülme arkadaşım kader belki de…’’diyebilmişti.

 Oysaki yüzyıllar boyu,  çevrenin , tabiatın kirlenmesi  sonucunda  ekolojik dengesinin  değişmesinde insanoğlunun suçu  olduğunu söyleyememişti. Sadece aklından geçirmekle yetinmişti. Uzun bir sessizlik sonrası tekrar çalışmaya devam ettiler. Öğle arası iş yerinin yarım saatlik molasında küçük yemekhanede yedikleri tek kap patates yemeğinden sonra tekrar birimlerine geçerek istatistiki verileri izlemeye devam ettiler.

  Çıkış saati anonsundan sonra ,  gaz maskelerini takıp, iş yerinden ayrıldılar. Toplu taşıma araçlarına binerek kimi evinin yolunu tuttu, kimi de şehirdeki  tek alışveriş merkezine;  devasa, korunaklı  o yapıya yöneldi.

Z. otobüsle giderken pencerenin yanında oturduğu koltuktan sisli ve flu   çevreyi  izlemeye dalmıştı.

Çok değil, bundan üç ile beş yıl öncesine kadar köylülerin de üretip  sattıkları,  satıcıları olan yıkık dökük pazaryerine takıldı gözü. Bir an anımsadı tadını artık hissedemediği  yemyeşil, kokulu ,sulu salatalıkları, ‘’En  kral domatesler burada gelin, gelin !..  ‘’  diyerek bağıran pazarcıları, çeşit çeşit meyve ve sebzeleri …  Ne çok değer kaybetmişiz diye üzülüyordu.

Otobüs ilerledikçe sokaklarda tek tük gördüğü çam ağaçları ve ardıçlar dışında, kuru bir direğe benzeyen görüntüsüyle yapraksız, meyvesiz kararmış ağaçları görüyordu sadece. Neredeydi rengarenk  o  kır çiçekleri, kurumuş toprak dışında hiçbir şey  göremiyordu yol kenarlarında. Az uzaklara dağlara bakmak istediğinde ise kirli havanın sebep olduğu bulanıklık görüş  açısını daraltıyordu, maalesef artık doğayı da tam anlamıyla kurak da olsa izlemesi mümkün değildi.

Bir sonraki durakta inmesi gerektiğini hatırladı, otobüsten inerek alışveriş merkezine yöneldi. Üye olmanın zorunlu olduğu alışveriş merkezi kapısında kartını girişteki panele tanıttıktan sonra içeriye girdi ve gaz maskesinin boynunda oluşturduğu ağrıdan kurtularak alışverişe yöneldi. 2 hurma, 1 haylan kabağı,1 avuç yer fıstığı, 100 gram iri öğütülmüş buğday unu,150 gr tavuk eti, 50 gr kuru üzüm , 3 dilim ekmek alabilmişti üzerindeki parayla. Biraz da oyalandıktan sonra,  gaz maskesini günün yorgunluğuyla istemeden de olsa takarak evinin yolunu tuttu.  Eve geldiğinde kapıda açlıktan yalvarırcasına bakan köpeği karşıladı. Köpeğinin karnını doyurup kendi de bir şeyler atıştırarak hemen bilgisayarının başına geçti, günün haberlerine göz attı. Ozon tabakasının ileri derecede delinmesiyle, dünyanın dengesinin değiştiği, hala da değişmekte olduğu, yaşanan günlerin geleceğe kıyasla iyi günler olduğu yazıyordu ilk giriş sahifesinde. Başka kıtalarda yaşayan insanların suların üzerinde yaşam mücadelesi verdikleri, güneşi göremedikleri, birkaç parça buzul kaldığı yazıyordu. Ayağı toprağa basmayan insanların,  saksılarda bitki yetiştirebilmek umuduyla  bir avuç kuru toprak için birbirini öldürdüğü, okuduğu son cümle oldu.

Yorgunluktan   gözleri  kapanıyordu, yatağına geçti ve uzandı.’’ Rabbim şükürler olsun bu kıtada yaşadığım için.’’ diyerek eski günlere özlem içinde, gözlerini kapadı. Yeni bir güne uyanma umuduyla.

ÇEVRE  HAFTAMIZ   KUTLU  OLSUN,  Sevgi ve saygılarımla

Bu habere de bakabilirsiniz

LGS’ye SAYILI GÜNLER KALDI…

Yine bir sınav, yeni bir sınav… Çocukların geneli kaygılı, anne babalar çocuklardan daha kaygılı. Sınavlara …