Anasayfa / EKONOMİ / Pırsa

Pırsa

Sevgili okuyucularım

Yıllar evvel Kütahya ya ilk tayin olduğum zamanlarda bir hafta sonu kent merkezinde kurulan cumartesi pazarına eşimle beraber alışverişe çıkmıştık. Sebze, meyve sergileri arasında gezerken sabahın erken saatinde zaten fazla olmayan insanların hiçbirinin alışveriş yapmadığını, sadece aralarda dolaştığını gördüm.

Benim gibi İstanbullular için garip gelse de pazarcılar da bağırmıyordu hiç. Biz de acemiliğin tesirinde dolaşmaya ama mümkünse hiç alışveriş yapmamaya başladık. Sürekli etrafı gözetliyorduk.

Sonra aniden bir ses yükseldi hemen pazarın yanı başındaki camiden. Kısa bir dua ardından tüm pazar esnafına bereketli işler dileyen bir temenni ardından bir anda o sessiz pazar kayboldu ve alışkın olduğumuz İstanbul pazarı oluverdi her yer.

Çok ama çok beğenmiştim bu seremoniyi. Bereket duası ile başlayan bir iş. Daha ne söylenebilir ki?

Uzatmayayım

Bir İstanbul çocuğu olarak bilek kalınlığında pırasalarda rahmetli annemin yaptığı pırasa yemeklerini hiç sevmezdim. Eşimle gezerken incecik parmak kalınlığında kıvrılmış pırasaları görünce ‘bunlar ne biçim pırasa’ dercesine tezgâhtaki pırasaları işaret ettim.

Ben İstanbul’da pırasanın kralını biliyordum ya!

Tezgâhtaki amca (yaşıyorsa Allah selamet versin, öldüyse mekânı cennet olsun) benim bu küçümser bakışlarımı fark etmiş olacak ki eliyle çağırır gibi yaptı ve “gel hele” dedir. Yanına yaklaştım. Biraz utangaç, biraz şaşkın. Bir yandan da düşünüyorum: Amca bana “nimeti neden küçümsüyorsun” dese ne derim ki diye.

Amca o incecik pırasadan bir demet alıp elindeki kama benzeri bıçakla tek hamlede kesip bana uzattı.

-Amca ben pırasayı hiç sevmem, sağ ol, almayayım demeye kalmadı

-Bu pırsayı sen hiçbir yerde yiyemen (pırasa değil dikkat). Kızım bunu pişirsin. Beğenmezsen helal olsun beğenirsen haftaya yine gel.

Para bile vermeden aldığımız, Kütahya şivesi ile söylendiği şekliyle bu pırsanın tadına hiç doyamadım. En sevdiğim yemeklerden biri olmuştur yıllar sonra.

Söyle dedim kendime o zaman: Ben en iyisini biliyorum demek doğru değil. Meğer biz İstanbul’da tohuma kaçan pırasaya pırasa diyormuşuz da haberimiz yokmuş. Asıl pırasa buymuş.

Sevgili okuyucularım, siz siz olun her kesimi, her sesi dinleyin. En iyi ben biliyorum diye inat etmeyin. Yoksa benim gibi 30 sene pırsayı görmeden pırasaya kalırsınız. O güzel köylü amcamı, onun sıcaklığı ve samimiyetini de atlamamak lazım. Kütahya’mın kıymetini bilmeli, bu ince ayrıntıyı kaçıranlara da sürekli hatırlatmalıyız bence. Büyük şehirlere özenenlerin asla bulamayacağı, benim 30 yaşımdan sonra öğrenebildiğim bir samimiyet bu.

Lütfen kaybetmeyelim.

 

Kalın sağlıcakla

Bu habere de bakabilirsiniz

KÜTAHYA ESNAFI KIŞ GÜNLERİNDE KAPILARINI SOKAK HAYVANLARINA AÇIYOR

Kütahya’da soğuk havadan kaçarak bir kafenin içine sığınan köpeği gören kafe çalışanları ve müşteriler köpeğin …