Anasayfa / GÜNDEM / Gündem / Laiklik

Laiklik

Sevgili Okuyucularım

Laiklik çok kısa ve özet tanımı ile din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Biraz açarsak daha iyi anlaşılacak kanaatindeyim. Din, insanla yaradan arasında olan iletişimi ifade eder. Devlet, yaratılan kategorisinde olmadığına göre, doğal olarak devletin dini de olmaz, olamaz. Çünkü dinler yaratılanlara gönderilmiştir; yaratılanların yarattıklarına değil.

O halde devletin dini diye bir şeyden bahsedilebilir mi?

Bazılarınızın “Türkiye Müslüman bir Türk Devletidir” dediğini duydum sanki; yanlış mı duydum?

Yahu kardeşim Müslüman olan devlet değil sensin. Eğer “Türkiye Müslüman Türklerden oluşan bir devlettir” dersen olur. Onu kabul ederim; ama devletin dini olmaz.

Neden devletin dini olmaz biliyor musun?

Çünkü bu ülkede yaşayan insanların dini görüş ve inançlarına hiç kimse karışamaz da ondan. Herkes istediğine inanır; istemediğine inanmaz. İnanç eğer özgür değilse adı inanç olmaz.

Neye inanırsa inansın, herkesin ama ihtilafsız herkesin, bir diğerinin inancına saygı göstermesi ortak yaşamın olmazsa olmaz gerçeğidir. Bunu herkes idrak etmelidir.

İnternette gezen bir videoda adamın biri eline aldığı yeni ve eski nüfus cüzdanlarıyla çevresinde toplananlara şunları söylüyor:

“…Kendilerini Müslüman kabul eden bu iktidar, Ecevit döneminde bile nüfus kâğıtlarında yazan din hanesini kaldırmıştır. Bakın benimkinde ne yazıyor: İslam; seninkinde ne yazıyor: İslam. Neden? Çünkü biz bir İslam toplumuyuz. Yeni nüfus cüzdanlarında var mı bu? Yok. Bunlar çıkmış, biz muhafazakâr partiyiz diye dolaşıyorlar ortada. Böyle muhafazakârlık mı olur? Sen dinini yok saymışsın…”

Etrafında toplanan bazı kendini bilmezler de bunu alkışlıyor. Daha üzücü olanı da bu videoyu, sosyal medyada sanki çok doğru bir şeymiş gibi muhalefet partisini destekleyenlerin paylaşıyor olması.

Arkadaşlar

Lütfen elinizi vicdanınıza koyup düşünün. Doğruya doğru demeyi; yanlışın da karşısında olmayı kendinize ilke edinin. Sizler birer parti üyesi veya sempatizanı olabilirsiniz, ama fikirleriniz partizan olamaz, olmamalı. O zaman aklını FETÖ’ye kiraya veren zavallılardan farkınız kalmaz. Benim nüfus cüzdanım, o ülke vatandaşı olduğumu gösteren ve beni tanıtan bir vesikadır. Benim dinimin kişisel kimliğim ile ne alakası vardır?

Hadi gelin bunu biraz daha ileriye götürelim. Konuyu çok uzatmak istemiyorum zira dostlarım yazıların çok uzun olduğunu söylüyorlar. O yüzden kısaca hatırlatarak devam etmek istiyorum.

Avrupa da Hıristiyan toplumu da bizim yaşadıklarımıza benzer kavgaları 1789 Fransız İhtilalinden sonra onlarca yıl yaşadılar. Papa emrinde çalışan Katolik kiliselerin Engizisyon Mahkemeleri kanalı ile Hıristiyan toplumlara uyguladığı baskı ve zulüm, Avrupa’nın karanlık orta çağını gösterir ki, bu birçok filme bile konu olmuştur. Taa ki 1929 da Laterano anlaşması ile Hıristiyan ülkelerde din işleri özerk hale getirilen Vatikan Devletine devredilene kadar.

Vatikan’ın kurulmasıyla neler mi oldu?

Hıristiyan âlemi, yönetim işlerini, din olgusundan tamamen uzaklaştırılan kimselere bırakırken, din işlerini tüm dünyada ortak bir merkez olarak Vatikan’a ve dolayısıyla Papa’ya bıraktı.

Peki, bu sistem nasıl işliyor?

Dünyanın her yerinde Katolik Hıristiyanlar üyesi oldukları bölgesel kiliselere biraz zorlama ile de olsa gönüllülük ilkesi ile kayıtlılar. Biraz zorlama dedim; çünkü eğer kiliseye üye olmazsanız sizin cenaze işlerinizden defin törenlerine kadar birçok işleminizin yapılmayacağı tehditlerini alıyorsunuz da ondan. Neyse istemezseniz, yine de üye olmayabilirsiniz tabii ki.

Tüm kiliseler kanalı ile toplanan bağışlar ve bazı etkinlikler nedeniyle alınan paralar (evlilik törenleri, cenaze işlemleri vs) ortak bir havuzda toplanıp Vatikan’ gönderiliyor. Vatikan bu paraları kendi sistemlerine göre tüm Hıristiyan âlemini içine alacak şekilde kullanıyor ve dağıtıyor. Mesela kilisenin onarıma ihtiyacı varsa Vatikan‘a yazıyorsunuz size para gönderiyor. Yani özetle tüm din işleri tamamen kurumsallaşmış bir merkezden ve belirli kurallara göre idare ediliyor.

Yabancı değilsiniz buna aslında.

Osmanlı da, Halifelik makamı da parasal işler dışında böyleydi. Padişah, hazineden istediği harcamayı halife sıfatıyla dünyanın her yerindeki Müslümanlar için kullanırdı.

Atatürk’e neden Diyanet İşleri Başkanlığını kurduğu sorulduğunda,  amaçlarının devletin içine dini sokmak değil, dini tarikat ve cemaatlerin yanlış yönlendirmelerinden kurtarmak ve din işlerini düzenlemek için o makamı oluşturduklarını söylemiştir.

O halde neden İslam âlemi için böyle bir düzenleme yapılmasın? Neden din işleri tamamen devletten ayrı özerk bir statüye dönüştürülmesin? Devletin din üzerindeki etkisinin ortadan kalkması, din ticareti yapan siyasetçilerin ortadan kalkması ve sadece hizmete odaklanmalarına; insanların din sömürüsünden kurtulmasına ve her şeyden daha önemli olarak da, maaşlarının senin tarafından verildiğini bilen din adamlarının, sana iki gömlek yukarıdan bakmak yerine en alçakgönüllü haliyle bir din öğretmeni gibi yaklaşmasına sebep olmaz mı?

Bir düşünün bakalım ne diyeceksiniz? Yorumlarınızı merakla bekleyeceğim.

Kalın sağlıcakla

Bu habere de bakabilirsiniz

TÜRKÇEYE FARKINDALIK PROJESİ

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü öğrencileri, yürüttükleri “Türkçeye Farkındalık Projesi” kapsamında, …