Anasayfa / GÜNDEM / Gündem / Şeker Hastalığı Neden Hızla Artıyor?

Şeker Hastalığı Neden Hızla Artıyor?

 

Sevgili Okuyucularım Sevgili Okuyucularım Yıllardır tıp camiasının bildiği ve daha ilk öğrencilik yıllarımızda öğretilen bir gerçek vardır; adeta iki kere ikinin dört ettiği bir gerçek gibi kesin hükümlerle anlatılır; ne midir o? Kilo arttıkça şeker hastalığı da ona paralel artış gösterir.  Evet bu bugün de doğrudur. Ama bazı enteresanlıklar olmaya başladı son yıllarda. Haydi gelin biraz eşeleyelim bu konuyu. Neden şeker hastalığı bu kadar artıyor? Tek neden kilo artışı mı acaba? Bakınız ülkemizde Sayın Prof.Dr. İlhan Satman ve arkadaşları tarafından, TURDEP I ve II adları ile 12 yıl arayla yayınlanan ve ikincisi 2013 yılında tamamlanıp bildirilen iki çalışma yapıldı. İki çalışma da temel olarak, ülkemiz insanlarında bilinen ve bilinmeyen (farkında olunmayan) şeker hastalığı oranları, kan yağları düzeyi ve kilo üzerine kurgulanmış çalışmalardı. Sonuçlar bizi şaşırtmadı aslında: Ülke olarak hızla kilo alıyoruz ve kilo aldıkça şeker hastalığı da toplumda artıyor. Buraya kadar sorun yok. Zaten biz bunu ilk öğrencilik yıllarımızdan beri biliyorduk. Ama ben biraz daha deşelim istiyorum şu çalışmayı; ne dersiniz? Bakın TURDEP I çalışması sonuçlarında toplumda şişmanlık oranı %16 iken TURDEP II de yani 12 yıl sonra bu rakam %24 e çıkmış. Çok şişman kategorisi %5 den %9 a ve aşırı şişman kategorisi  %1 den %3 yükselmiş. Yani hep beraber şişmanlamışız 12 yıl içinde. Rakamları kadın erkek bazında daha basite indirgersek, şişmanlık oranı kadınlarda %32 den %44 e, erkeklerde ise %13 den %27 ye çıkmış. Yani erkeklerde şişmanlık oranı 2 katına çıkmış ve her 4 erkekten biri şişman hale gelmiş. Kadınlar zaten şişmanmış bu 12 yıl içinde neredeyse kadınların yarısı şişman olmuş.  Totalde şişmanlık oranı tüm toplumda 12 yılda %44 artış göstermiş. Gelelim şeker hastalığına. Ne bekliyoruz? Eğer tıp fakültelerinde öğretilen kesinse, şişmanlık ne kadar artmışsa şeker hastalığı da ona yakın oranda artış göstermeli değil mi? 12 yıl içinde şeker hastalığı sıklığı %7.7’den %13.7’e çıkmış; yani %90 artmış.  Eeee ne oldu şimdi? Şişmanlık oranı %44 artarken, neden şeker hastalığı %90 arttı ki? Sevgili Okuyucularım Burada durup kendinize bir sorun bakalım bu neden olabilir diye. Cevaplar çok karışık değil aslında. Sadece kendimize itiraf etmekten korkuyoruz. Çok yiyoruz Az hareket ediyoruz. Günlük hareketleri egzersiz sayıyoruz. Alışkanlıklarımızı değiştirdik. Neredeyse tuvalete bile arabayla gitmeye çalışıyoruz. Gıda tüketimimizde hazır ürünler, konserveler, kurutulmuş gıdalar öne geçmeye başladı.  Koşarcasına yemeye başladık. Bir lokmayı ağzımıza alırken ikincisine kaşık sallıyoruz. Tükettiğimiz gıdaların hazırlanışında öne çıkarmamız gereken talepleri değiştirdik. Tavukların hiç hareket etmeden çiftliklerde yetiştirilmesine ve hareket ederse kilo verdiği için 30 cm alan içinde büyümesine, nedeyse adım atmadan kesilecek aşamaya gelmesine ses çıkarmıyoruz; elektrikle bayıltılarak mı kesiliyor, kuru mu yolunuyor onlara bakıyoruz. Hiç güneş görmeden 1 metrelik zincirin ucunda 2-2.5 ton ağırlığa ulaşan, kesime götürülürken dünyayı görünce huysuzlanmasın diye gözleri kapatılan sığır etine hiç itiraz etmiyoruz, besmeleyle kesilip kesilmediğine bakıyoruz. Yanlış anlaşılmasın. Helal kesim için olumsuz bir şey söylemiyorum. Sadece bu konuya bu kadar dikkat ederken, sağlığımızı hiçe sayan diğerine neden ses çıkarmıyoruz diyorum. Neden adım atmayan tavuğu boyun büküp kabulleniyoruz? Işığı görmeden büyüyen sığır etinden ne tür bir fayda bekliyoruz? Rutin gıda alışkanlığımız içinde hiç olmayan şeker yüklü wafflelar, pastalar, abartarak tüketmeye başladığımız börekler, doymuş yağlarla yapılan yemekler nereden geldi bize?  Zorla kızaran annelerimizin patatesleri nasıl oldu da yerini çıtır çıtır kızaran çubuk patateslere bıraktı. Daha mı? Daha çok var. Yaz yaz bitmez. Sirke balzamik sosa bıraktı yerini, Zeytinyağı mayoneze Limon sıkmak zor geldi, limon suyu kullanır olduk. Mis gibi salça yapmak yerine ketçapı soframızın başköşesine koyduk. Karabuğday unundan yapılan ekmeklerin rengini beğenmeyip terk ettik; beyazlık temizlik göstergesidir deyip çarşı ekmeği diye bir söylem geliştirdik.  Daha da kötüsü, köylerde de ekmek yapmayı bıraktık; çarşı ekmeği yemeye başladık. Portakalı, mandalinayı yerken posasını çiğnemek zor geldi; bizim için sıkılan hazır meyve sularını baş tacı ettik. Meyveleri kaynatıp yaptığımız mis gibi meyve sularını kenara itip kola, gazoz, fanta’nın şekerlisi, şekersizi, az şekerlisi, çok gazlısı, kırmızısı, sarısı, yeşili çeşit çeşit şekillerini alışveriş sepetlerinin vazgeçilmezi yaptık. Reklamlarla öyle kandırıldık ki iftar yemekleri bile neredeyse kolasız olmaz demeye başladık. Daha ne bekliyorsunuz ki? İnsanın kendine yaptığı kötülüğü başka kimse yapmaz diye boşuna söylememişler. Kalın sağlıcakla
Mail:sonerkurtoglu@yandex.comWhatsapp:  0533-270 25 50

Bu habere de bakabilirsiniz

EVCİL HAYVANLAR İÇİN ÖRNEK PROJE

Yerli sermaye ile kurulan ve geçmişten günümüze önemli çalışmalara imza atan Sedat Tahir A.Ş.-Cook, temiz …