Anasayfa / GÜNDEM / Gündem / Ayrışma ve Ötekileşme

Ayrışma ve Ötekileşme

Sevgili Okuyucularım

Bugünlere nasıl geldiğimizi düşündüm biraz. Yaşamımızda ortaya çıkan onca gruplaşma, taraf olma çabaları, ayrışma mücadeleleri…

Neden diye sordum kendime; neden?

Tek bir çatı altında Türk Vatandaşlığını kabullenmek neden zor geliyor bizlere?

Etnik kimliğinin Kürt, Türkmen, Çerkez, Laz, Zaza, Abaza olması; kişinin Türk olmasına ve Türk vatandaşı olmasına engel mi?

Ya da mezhebinin şii, sünni alevi olması, kişinin Müslüman, Hıristiyan, Yahudi olması yine Türk Vatandaşı olmasına engel mi?

Emperyalistlerin 100 yıldan fazla zamandır uyguladığı ve herkesçe bilinen ‘böl parçala yönet’ politikasına bu kadar duyarsız kalınıp, yaşamın her alanında farklı bir gruplaşma içine girmemizin gerekçesi nedir? İnanın anlamakta çok zorlanıyorum.

İki çocuğunuz olsa, biri çok uslu, diğeri çok yaramaz olsa, çocuklarınız arasında bir ayrım yapın deseler;  yapabilir misiniz? Onlar benim evladım deyip, hepsini kabullenmez misiniz? Kardeşlerinizden biri alkol alıyor diye onunla görüşmeyi keser misiniz? Abiniz ya da ablanız sizden çok farklı bir yaşam tarzı belirledi diye onunla tüm irtibatı keser misiniz?

Hayır değil mi?

O zaman her alanda süregelen bu ayrışma, ötekileşme neden? Her geçen gün toplumun her kesiminin biraz daha uçlara kaymasındaki gerekçe ne?

Buraya nokta koyup iki anımı anlatacağım size. Sonra da yorumu size bırakacağım.

*   *   *

Yıllardır tıptaki yeni gelişmeleri, tedavi modalitelerini ve uygulanan yöntemlerin sonuçlarını öğrenmek için yurt dışında kongrelere katılırım. Bu süreçte yaşadığım bir tabloyu anlatmak istiyorum sizlere.

Sanırım 2002 veya 2003 yılıydı. Her kongre seyahatinde olduğu gibi, kongre akşamı yemek için bir restorana gittik. Grubumuz tahmini 30 kişi kadardı. Yemek siparişine gelindiği zaman doğal olarak ilk sorulan soru ‘domuz olup olmadığı’ydı. Bu doğrultuda herkes domuz olmayan seçeneklerden balık, dana veya tavuk tercih ettiler.

Yıl 2006; yine bir kongre akşamında yemekteyiz. İlk soru yine aynı:’yemekte domuz var mı?’. Domuz dışında seçenekler dana, tavuk ve balık. Farklı olarak ikinci bir soru daha geldi: Dana helal kesim mi? Bir başkası yeni bir soru ekledi: Tavuk kuru yolum mu?

Bu kes 2014 senesindeyiz. İtalya’da bir kongre akşamında restorandayız. Yemek siparişlerine geldik. Hekim arkadaşlardan biri kağıt tabak, karton bardak ve plastik çatal istedi. Tam yanımda oturduğu için çok şaşırmıştım. Eğilip “neden” diye sordum. Bana fısıldayarak şu açıklamayı yaptı: “…buradakilerin hepsi günahkar. Etin domuz olmaması, helal kesim olması yeterli değil ki. Bu yemek yediğiniz tabaklarda ve meyve suyu içtiğinizi zannettiğiniz bardaklarda sizden önce biri alkol almış ve şarap içmiş olabilir. Alkol alan biri bu çatalla yemek yemiş olabilir…”

Hiçbir şey söylemek istemiyorum bu konuda; yorum sizin.

*   *   *

5-6 yıl kadar önce muayenehanemde oturuyorum. Hastalar bitmiş. Sekreterim içeri girdi ve

“genç bir bayan sizinle görüşmek istiyormuş” dedi.

“Buyursun gelsin” dedim.

Konuşması çok güzel, ayak bileklerine kadar siyah çarşaf giymiş, sadece yüzünü görebildiğim bir bayan içeri girdi. Kendisinin üniversite öğrencisi olduğunu (hangi fakülte hatırlamıyorum), hocası tarafından verilen bitirme tezini hazırladığını, tezi için hocasıyla beraber hazırladıkları bir anket olduğunu, eğer bu anketteki sorulara cevap verirsem çok mutlu olacağını söyledi. O kadar sıcakkanlı ve sevecen bir konuşma üslübu vardı ki, istesem de kıramazdım bu kızımızı. Hatta o an meşhur ‘tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır’ sözü gelip geçmişti zihnimden.

“Tabii ki” dedim. “Memnuniyetle yardımcı olurum”.

Anketin konusunu söyledi önce kızımız ‘hasta mahremiyeti’. İlginç bir başlık diye düşündüm içimden.

Ankete geçtik.

İlk soru geldi kızımızdan

“Bir hasta olsaydınız karşı cinsten birinin parmaklarının vücudunuzun gün görmemiş bölümlerinde dolaşması sizi tahrik eder mi?”

Ve bununla bağlantılı ikinci soru

“Siz bir hekim olarak, karşı cinsten birinin, gün görmemiş vücut bölümlerinde parmaklarınızı gezdirirken cinsel haz duyar mısınız?”

Çok sinirlendiğimi hatırlıyorum. Zaten sorulara cevap vermeden anketi kesmiştim. Objektif bir anket yapılacaksa sorunun tarzı değiştirilmeli, git hocan kimse, önce objektif anket sorusu nasıl hazırlanır öğrensin; sonra sana tez konusu versin. Sonucunun daha ilk sorudan belli olduğu bir anket veya araştırma olmaz. Eğer anket yapacaksan aynı soru “Eğer hasta olsaydınız, karşı cinsten birinin sizi muayene etmesinden rahatsız olur muydunuz?” şeklinde olmalıydı. Ve ikinci soru “hekim olarak karşı cinsten birini muayene ederken cinsel haz duyar mısınız” tarzında sorulmalıydı. Sorunun içindeki yönlendirici ifadeler zaten anketin sonucunu başından belirliyor.

BU tezi ona veren bir üniversitede öğretim üyesiydi.

Yine daha fazla devam etmeden yorumu size bırakıyorum.

*   *   *

Sevgili Dostlarım

Bizlerin bölünmeye değil, birlik olmaya; ötekileşmeye değil, tek olmaya; sen ben değil, biz olmaya ihtiyacımız var. Bizleri ayrıştırmaya çalışan her türlü zihniyet ve görüşten uzak durmazsak, farklılıklarımızı zenginlik olarak görmez, birbirimize hoşgörü göstermezsek, dünyanın oynadığı emperyalist politikalara yem olur; bir Yugoslavya, bir Irak olur ve kaybolur gideriz.

Kalın sağlıcakla

 

Dr. Soner KURTOĞLU

Mail                       :  sonerkurtoglu@yandex.com

Whatsapp           :  0533-270 25 50

 

Bu habere de bakabilirsiniz

Cumhurbaşkanı adayı İnce ilimize geliyor

Cumhuriyet Halk Partisinin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce 25 Mayıs’ta Dumlupınar’da şehitlik ziyareti yapacak ve vatandaşlarla …