Anasayfa / GÜNDEM / Gündem / Atatürk

Atatürk

Sevgili Okuyucular

Biliyorsunuz bugün  yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümü. Bugünde sizlere iki farklı Atatürk’ten bahsetmek istiyorum. Ama alışkın olduğunuz kargaları kovalayan çocuktan başlayarak değil.

Atatürk anlayışından, vatan ve millet tutkusundan bahsetmek istiyorum.

Çok farklı bir Atatürk portresi çizeceğim size.

Başlayalım mı? Hadi buyurun.

Bakın son aylarda çok ciddi bir Osmanlıcılık veya Osmanlı hayranlığı körüklenmeye çalışılıyor. Hatta mili değerlerimizin üzeri bu safsatalarla örtülmeye ve gerçek vatanseverler tarih sahnesinden silinmeye çalışılıyor. Üstelik çok programlı bir şekilde yapılıyor bunlar.

Gelin en başından başlayalım. Birlikte sesli düşünelim. Kararı yine kendiniz verin.

Osmanlı Devleti kurulduğu yıllarda yurt bulma ve göçebe düzenden yerleşik düzene geçmek için çok savaşlar vermiş Osmanlı Beyleri. Ertuğrul, Osman ve Orhan Gazi’ler çok çileler çekerek Osmanlı Devletini kabul ettirmişler.

Osmanlı’nın Orhan Gaziden sonra gelen 3. Padişahı olan I. Murat a kadar her şey Türk kültürünün İslami değerlerle yoğrularak mükemmelleştiği bir döneme kadar sürmüş. Ne var ki, I. Murat tahta çıktıktan sonra Osmanlı topraklarını genişletmek için balkanlara sefere çıktığında her zaman olduğu gibi fitnebazlar ve işgüzarların oyunlarıyla kandırılan Sultan I.Murat ın oğlu Savcı Bey, babasının yokluğundan istifadeyle isyan çıkarmış ve daha çocuk denecek yaşta padişahlığını ilan etmiştir.  Seferde bunu duyan I. Murat seferi iptal edip dönmüş ve oğlu ile yaptığı savaşta Savcı Bey’in ordusunu bozguna uğratmıştır. Savcı Bey, yakalanıp babasının huzuruna çıkarıldığında I.Murat o kadar hırslanmıştır ki önce gözlerine mil çektirmiş, sonra da boğdurarak öldürtmüştür.

İşte Osmanlı’nın entrikalarla yüzleşmesi bundan sonra başlar. Yanlış anlaşılmasın sakın; Osmanlı ve öncesindeki göçebe Türk obaları entrikalara alışkındır. Ama bu entrikalar genellikle Bizans ve Moğol oyunlarıyla ortaya çıkan senaryolardır. I. Murat ilk kez içten içe entrikanın başladığı dönem olarak tarihe geçmiştir.

Uzatmayalım.

  1. Murat sonrasında tahta çıkan Yıldırım Bayezid Ankara savaşında Timur’a yenilip esir düştükten sonra vefat edince, bu beklenmedik ölüm karşısında oğulları arasında taht kavgaları başlamıştır. Aslında bu dönem meşhur İngiliz Bakanı Winston Churchill’e ait olduğu zannedilen’böl parçala ve yönet’ anlayışının fikir babasının Timur olduğunu gösteren bir devredir. Zira Timur, Osmanlı topraklarını Yıldırım Bayezid’in çocukları arasında paylaştırmış ve onları kolayca hâkimiyeti altına almayı başarmıştır. Timur’un, Anadolu’da uyguladığı bu politika sonucunda Osmanlı Devleti on bir sene süren ve tarihe Fetret Devri olarak geçen kanlı hadiselerle dolu bir devrin açılmasına, yol açmıştır.

Fetret Devri sonrasında Osmanlı tahtına geçen Çelebi Mehmet yeniden Osmanlı birliğini kurmak ve Türk beyliklerini bir araya getirmek için çok mücadele etmiş ve tüm kardeşleri ile yaptığı savaşları kazanarak sonunda bu birliği sağlamış, ancak kısa bir süre sonra da hastalanıp vefat etmiştir.

Vefatı sonrasında tahta geçen Osmanlı’nın 6. Padişahı Sultan II Murat toparlanmaya başlayan Osmanlı Devletinin topraklarının genişlemesine yol açarken tarihte çok az görülen bir olayın da zeminini hazırlamıştır. Nedir bu olay?

Sırp kralı Çüraç Brankoviç iyi niyet göstergesi olarak kızı Despina`yı Osmanlı Sarayına II. Murad’a eş olarak gönderir. Despina henüz 14 yasındadır. Müslüman olur ve II. Murat`dan hamile kalıp kimi doğurur dersiniz?

Fatih Sultan Mehmet’i…

Şehzadeliği döneminde Manisa’da Türk kökenlileri pek sevmeyen devşirme Zağanos ve Şahabeddin Paşalar tarafından eğitilen Fatih, bir yandan bu paşalardan etkilenirken diğer yandan da Hıristiyan bir kral kızı olarak özünü hiç unutmayan ve Müslüman gözüküp Hıristiyan kalan annesinin etkisiyle Hıristiyanlara ayrı bir sempati duymuştur. İtalyan ressam ve heykeltıraşlara yaptırdığı resim ve heykellerle Topkapı Sarayı’nın duvarlarını süslemiş, hatta Bizans’tan kalan Hıristiyanların önemli kutsal eşyalarını da toplamıştır. Hatta oğlu II Beyazit’in babasından kalan ve içinde Meryem Ana ile Bizans azizlerinin İkonalarının bulunduğu bir sandığı Fransa kralına satmayı teklif ettiği söylenir.

Fatih, islamiyetin yasakladığı şarabı içmiş, hatta onun üzerine şiirler yazmış, Hıristiyanlığa ve Hıristiyan halka özel bir hoşgörüyle yaklaşmış, Ortodoks kilisesinin devamlılığı için pek çok ayrıcalıklar tanımış, çevresinde yakın çalıştığı insanlar içinde devşirme Hıristiyanlara Türklerden çok daha fazla yer vermiştir.

Fatih’in türbesi, kendi adına yaptırdığı Fatih Camii’nin avlusunda bulunur. Bu camii nereye yapılmıştır biliyor musunuz? Zamanın Bizans imparatorlarının gömüldüğü Havariyun Kilisesi’nin bulunduğu yere.

Desenize Fatih, eskiden kilise olan bu yerde şimdi Doğu Roma imparatorlarıyla birlikte yatmaktadır!

Dahası mı? Dahası da var

Sultan II. Murad’ın ölümünden sonra, tahta geçen Fatih’in annesi Despina ülkesi Sırbistan`a dönmek, yaşlılık yıllarını Sırbistan`da babası ve akrabaları ile geçirmek ister. Fatih’in izniyle de Sırbistan’a gider. Ancak, Despina’nın babası Brankoviç`in ölümü üzerine, Despina yine Fatih’in onayı ile Selanik`deki Küçük Ayasofya manastırına yerleşir. Manastırın çevresindeki geniş topraklar Fatih’in bugün aslı Topkapı sarayında olan fermanı ile Despina’nın emrine tahsis edilir.

Fatih`in annesi Despina, oğlunun kendisine tahsis ettiği Selanik’teki manastırda ömrünün sonuna kadar bir rahibe hayatı yaşar ve 1478 yılında Ortodoks-Hıristiyan olarak ölür.

Ne oldu şaşırdınız mı?

Daha çok şaşıracaksınız

Yine Fatih Sultan Mehmet’in koyduğu kanunla kardeş katli meşru hale getirilir. Birçoğunuz bunları televizyonlardan izlediniz, izliyorsunuz zaten.

Kutsal Kitabımız Maide suresi 32. Ayette şöyle der: “Kim, haksız yere bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.”

Allah’ın bu kelamının üzerine laf etmek bize düşmez. Ama Fatih’e düşmüş olacak ki günahsız insanları öldürme hakkını kendinde görmüş. ..

Araya girmeden geçemeyeceğim. Fatih’e bu yetkiyi de Şeyhulislam denen zamanın en büyük din aliminin verdiğini de hatırlatmak isterim. Şeyhülislam deyip başınızı öne eğmeyin. Satılık olan ciğerse onlarda da var.

Devam edelim mi şaşırmaya?

Son halife Abdülmecid’i bilir misiniz? Osmanlı hanedanının tek ve devrinin de en ünlü ressamıdır. Özellikle yaptığı nü (çıplak) resimlerle bilinir. Paris’te yaptığı nü resimlerle Paris 1914 Salonunda bir sergi bile açmıştır.

Ne var bunda canım sanatın kısıtlaması olur mu?

Olmaz tabii ki ama, adam halife kardeşim

Peygamberin vekili, tüm Müslümanların imamı????

* * *

Sevgili okuyucularım

Gerçek büyüklük nedir biliyor musunuz? Elinizde güç, mevkii, imkân, para varken bunu başkalarına verebilmektir. Bir kuru ekmeği varken onu paylaşabilmektir.

Hadi bir kısa ara verelim.

Tarih 28 Ekim 1923. Yer Çankaya. Mustafa Kemal Paşa artık bağımsızlığını ispatlamış, tüm dünya ile sulh içinde muzaffer bir komutandır. Herkes onun iktidara oturmasını ve padişah ve halife olmasını beklemektedir. En güçlü muhalifleri ile buna evet demeye hazırdır.

Mustafa Kemal Paşa Fethi Bey, İsmet Paşa, Kazım Özalp, Halit Paşa, Kemalettin Sami Paşa, Fuat Bulca ve Ruşen Eşref Ünaydın ile yemektedir. Hükümet kurulma krizi vardır. TBMM üyeleri kaos içindedir. Atatürk onları dikkatle izler ve söz alır.

“Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz”

Padişah olması beklenen bir komutan ve lider bu yetkiyi doğrudan doğruya gücünü aldığı halka geri iade etmekte ve yıllarca monarşik düzende yaşamış halka kendi idarecilerinizi kendiniz seçin demektedir. Düşünebiliyor musunuz? Elindeki hakimiyeti, ondan istemeyen halka veriyor.

Şimdi sıra bizde. Bizler ne yapacağız peki?

Hep birlikte milli mücadeleyi yapan halkına “güç sizindir” diyen bu büyük insan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını tarihten silecek, çocuklarımıza öğretmeyecek miyiz?. Öğrenmemeleri için okullarda müfredattan silecek miyiz?

Hıristiyan sempatizanı Fatih’i, 1453 fetih şenlikleriyle anacağız. Oğullarını katleden Kanuni yi, Halife sıfatı ile nü resimler yapan Abdülmecit’i, hatta Anadolu nun kapılarını bize açtı diye Alpaslan’ı atamız kabul edecek onları büyük törenlerle yad edeceğiz. Atatürk, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Ali Fuat Cebesoy, Asım Gündüz, Rauf Orbay,  Refet Bele, Adnan ve Halide Edip Adıvar gibi pek çok mili mücadele kahramanı vatanseveri yok mu sayacağız?

Sakın yanlış anlaşılmasın sözlerim ; amacım Fatih’i kötülemek, Kanuni’yi yerden yere vurmak, Abdülmecid’i aşağılamak değil. Onların hepsi eğrisi ve doğrusu ile, günahı ve sevabıyla Türk’ün tarihinde rol oynamış atalarımızdır. Feveranım halkına ‘kullarım’ mantığı ile yaklaşan sultan ve padişahlar dönemini kapatıp “egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir” diyen Atatürk’ü yok saymaya, unutturmaya çalışanlara..

Yazık ki bu zihniyette olup, günübirlik yaşayan, atasını yok sayan, sonra da kendini Türk zanneden insanlarla aynı topraklarda yaşamak bana utanç veriyor sadece. Söyleyecek başka sözüm yok

 

Kalın sağlıcakla

Dr. Soner KURTOĞLU

Bu habere de bakabilirsiniz

85 MİLYON’LUK ”ATIKSU ARITMA TESİSİ” PROJESİNE BİR ÖDÜL DAHA

Belediye Başkanı Kamil Saraçoğlu, Ankara Garden İn Hilton Hotelde By Protokol Dergisi tarafından bu yıl …