Anasayfa / GÜNDEM / TABİATIN VE TARİHİN YAŞAYAN RESSAMI AHMET YAKUPOĞLU

TABİATIN VE TARİHİN YAŞAYAN RESSAMI AHMET YAKUPOĞLU

Yaşayan koca çınar, son hazerfen ressam, neyzen,minyatürist, müzehhip

Kütahyalı Bir Hoca Ali Rıza …….Ahmet Yakupoğlu

          
Kökleri  Germiyanoğluna dayanan , Kütahya’nın Saray Mahallesi’nde 1920 Kasım’ında doğan ressam , Yakupoğulları’ndan ,Zaptiye Onbaşısı Hacı Halil Ağa ile Şefika Hanım’ın oğludur .Kendini bildiğinden beri resme meraklıdır ve ilk resim dersini babasından almıştır. Sanatçı, henüz beş yaşındayken evlerinin duvarlarına ve dolap kapaklarına resimler yapmaya başlamıştır.  Resme olan alâkası henüz küçük yaşlarda resimli kitapları uzun uzun incelemesiyle başladı.Soyadı Kanunu çıktığında, Hacı Halil Ağa’ya ‘Çalışel’ soyadını yakıştırdılar.Böylece ressam Ahmet ,1964 yılına kadar Çalışel,ondan sonra da Yakupoğlu diye imza atacaktır. İlk tahsiline 1927 yılında Derviş Paşa İlkokulu’nda başlayan Yakupoğlu, resimlerin bazılarını okul salonlarında sergiliyor, diğer derslerinde de başarılı oluyordu. 1

İlk ve orta tahsili sırasında Vahid Paşa İl Halk Kütüphanesi’nin devamlı okuyucusu olarak, resimli kitapların ve resim sanatı üzerine yazılmış kitapların tamamını okuyan Yakupoğlu, iyi bir ressam olmanın yollarını arıyordu.

Kütahya Lisesi’ndeki resim hocalarından merhum Remzi Koçak,Ahmet’e ‘Akademi’den  söz eden ilk hocaydı. Aynı lisede görev yapan ünlü ressam Ahmet Doğuer’in de dikkatini çekmiştir. Yine resim hocalarından merhum Ressam Ahmet Doğruer ise, ‘bu çocuğun mutlaka Akademi’ye gitmesi ’hususunda ısrar eder.Ancak imkanlar henüz uygun değildir. Liseyi bitirdikten sonra, İstanbul’a giderek adını duyduğu günden beri hayallerini süsleyen Akademi’ye girebilmek için bazı kapıları zorlamış, ancak bozguna uğramıştır.Ta ki,1941 ilkbaharında  Ord.Prof.Dr.Süheyl Ünver’in  Anadolu turnesine çıkması ve Kütahya’yı ziyaretinde Ahmet’i keşfetmesine kadar. Süheyl Ünver ‘in ilk karşılaşması dinlenmek için mola verdikleri meşhur Çakırın Kahvesinde duvarda asılı olan resmi çok beğenmesi ve bu resmi kim yaptı? Sorusu ile başlar.Ve bu resmin sahibini merak eder tanışmak istediğini söyler.Ahmet Yakupoğlu babası ile birlikte resimleri ellerinde Süheyl Ünver’in karşısına çıkar.

 

Ve  Nihayet şans yüzüne gülmüştür adeta aşkla yaptığı resimler sayesinde lise yıllarında bir kütüphanede tanıştığı Prof. Dr. Süheyl Ünver’in teşvik ve himayesinde İstanbul’a uzanan bir hayat hikâyesi, 1945 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirmesinin ardından sanat ve sanatçılarla iç içe bir yaşam biçimine dönüşecektir.

1941 yılında  Vahit Paşa İl Halk  Kütüphanesi’nde ki yazmalar üzerinde çalışmaya  Kütahya‘ya gelen İstanbul Üniversitesi profesörlerinden Süheyl Ünver ile tanışma imkanı bulması onun hayatının dönüm noktasını oluşturacaktır. Hem ilmiyle hem san’atıyla şöhret bulmuş, lâkin faziletinden hiç tâviz vermemiş bir mübârek şahsiyet olan Süheyl Ünver ölünceye kadar talebesinin elini hiç bırakmayacak ,yolunu aydınlatacaktır.1

Kütahya Lisesi’nden sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi giriş imtihanına çok güzel ve başarılı resimlerle giren Yakupoğlu, sözlü mülakata gerek kalmadan Akademi’ye alınır.Fakat yine zorlukları başarması gerekecektir.Bakınız o günlere ait çok önemli ve özel  bir anıyı  Ahmet Yakupoğlu’nun yeğeni Fikret Çalışel Bey şöyle anlatmaktadır; ‘Dayım  sınava girerlen iki adet veskalık siyah beyaz fotoğraf isterler.Kütahya’dan yola çıktığında böyle bir hazırlığı olmadığı için.Hemen izin ister ve Akademinin lavabosunun aynasına bakarak hemen oracıkta 3×4 cm’e bir karakalem portre resmini çiziverir.Hemen müracata verir.O kadar gerçekçi bir resim olmuştur ki fotoğraftan ayırt edemeyecek kadar başarılıdır.İşte böylelikle sınava girebilir.Dayımın azmi ve isteği  mücadeleli başlayan bu sınavdan zaferle çıkmasına sebeb olmuştur.’14 Süheyl Ünver Bey’in teklifiyle Resim Bölümü Feyhaman Duran Atölyesi’ni seçer ve buradan mezun olur (1941-1945). İstanbul’da bulunduğu yıllarda Prof. Süheyl Ünver’den minyatür ve tezhip, Neyzen Halil Dikmen’den “ney”, yine Neyzen Nurullah Kılınç Bey ile Süleyman Erguner’den musiki dersleri aldı.Böylece ders aldığı bu değerli hocalar vasıtasıyla ;   hem modern batı resmiyle hem de geleneksel  kitap sanatlarımızla tanışmıştır. O dönemde Pariste sergi açabilecek seviyede bir ressam olduğu halde, memleketi olan Kütahya’ya dönmeyi ve tabiatı resmetmeyi tercih etti. Kütahya’ya döndükten sonra Süheyl Ünver’in onu yönlendirmesiyle Kütahya’nın tarihi ve doğal güzelliklerini resmetmeye adeta kayıt altına almaya başladı.Resim dışında müzecilikle de uğraşan Yakupoğlu, Vacidiye Medresesi’nin müze olarak açılmasında, tanziminde ve kadrolaşmasında birinci derecede görev aldı. Bu müzede dört yıl görev yaptıktan sonra İ.Ü. Tıp Tarihi Enstitüsü’nde Süheyl Ünver Bey’e yardımcı olarak ihtisasını tamamladı.

Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdikten sonra memleketi Kütahya’ya dönerek kendine has bir dünya kuran ve resimlerine neredeyse imza atmaktan bile çekinen, bildiğiniz sanatçı kalıplarından hiç birinin içine sığdıramayacağınız, nesli tükenmiş bir sanatkâr. Kütahyalı bir Hoca Ali Rıza, derviş-meşrep bir ressam, bir süfi, gönül ehli bir musikişinas.

Resimlerinde  öncelikle Kütahya ve çevresindeki tabiatı resmetmiş, kaybolan sokak ve tarihi yapıları günümüze taşıyan bir ressam olarak kültür ve sanatımıza büyük bir hizmet vermiştir.Kendisini adeta Kütahya’ya adamış,tarihine, doğasına,kültürüne hizmet etmiştir. Kütahya’nın dışında başta İstanbul olmak üzere, Konya, Bursa, İznik, Antalya, Amasya gibi bir çok şehirden, artık birer belgesel vasfını taşıyan resimler yapmıştır. Kütahya Müzesinin kurulmasını sağlamış, Tabiat ve tarih sevgisinin ifadesi olarak, resim yapmaktan öte, Kütahya’da yoğun ağaçlandırma çalışmalarında bulunmuştur. Bu çalışmalara ve Kütahya’daki tarihi eserlerin restorasyonlarına maddi ve manevi olarak katılmanın ötesinde fiilen de çalışmıştır.

Ahmet Yakupoğlu’nun kopya resimler hariç, iki bine yakın orijinal resmi bulunmaktadır. Bin kadar yağlı boya tablosunda, Kütahya ve civarının sokaklarını, eski eserlerini, mesîre yerlerini, insan tiplerini tespit etmiş ve bu koleksiyonun daimi teşhire sunulduğu bir ziyaret mahalli oluşturmuştur. Sunullah Gaybi Türbesi, Karagöz Ahmet Paşa Türbesi, Ana Sultan Türbesi, Hıdırlık Mescidi, Paşa Sultan Kapısı, Tellal Çeşmesi gibi birçok değerli eserin restorasyonunda görev almış, “Çini Beldesi” Kütahya’ya aynı zamanda “Neyzenler Beldesi” sıfatını kazandırmış, kırkın üstünde neyzen yetiştirmiştir. Kütahya güneyindeki Yellice Dağı yamaç ve eteklerinde, yirmi bin dönümden fazla arazinin “çam korusu” haline gelebilmesi için mücadele vermiş; gerek şehrin gerekse tabiatın geleceğine hizmet etmiştir.

Arazisini vererek, projesini bizzat tasarlayarak, bugün Kütahya’nın sembolü haline gelen Çinili Caminin inşasını, kendisi de çalışarak sağlamıştır. Evini bir kültür ve sanat merkezi haline getirmiş, yağlı boya,tezhip, minyatür ve musiki çalışmaları ile herkese açık bir müze ve eğitim yuvası haline getirmiştir. En önemli yönlerinden birisi minyatür sanatçılığıdır. Klâsik tarzda günümüze ait Kütahya kültür ve sanatını anlattığı minyatür albümü ile Nasrettin Hoca fıkraları olağan üstü güzellikte eserlerdir. 1995 yılnda “Sokağım ve Çinili Cami” minyatürü Türkiye İş Bankası Kültür Sanat Büyük ödülüne layık görülmüştür.

Portre dalında, karakalem ve yağlıboya olarak dostlarından ve çevresinden bazı kişileri resmetmiş ayrıca bahçesindeki kır çiçeklerinden oluşan bir albüm hazırlamıştır. Sanatçı daha çok manzara kent görünümleriyle akılda kalsa da ; aynı zamanda başarılı bir portre ressamıdır.Zira Akademide ders aldığı hocası; Feyhaman Duran Bey başarılı bir portre ressamıdır.Natürmort(ölü doğa ) türü resimlerinde de derin bir gözlem iyi etüt edilmiş başarılı kompozisyonlar ve zengin bir renk paleti gözümüze çarpar hemen.

Ahmet Yakupoğlu’nun sanatçı bir ruha sahip olduğu mayasında  sanat genlerini taşıdığı sıradan bir insan olmadığı yaptığı resimlerden ve taşıdığı tarih ve doğa bilincinden anlaşılmaktadır.O diğer çağdaşları gibi Fransa Londra Paris gibi Felemenk şehirlerini değil, yüzünü Anadolu’ya yaşadığı kente dönerek kendi kültürünü doğduğu toprakları resmetmeyi tercih etmiştir.Anadolu  coğrafyasında da Kütahya ili başlı başına bir kitap dolusu resim olmuştur.İkinci sırayı İstanbul resimleri almıştır. Ahmet Yakupoğlu’nun  bu yolda ilerlemesinin beklide en önemli sebebi; Hocası  Feyhaman Duran,Halil Dikmen ve Süheyl Ünverdir .Bu isimlere bakıldığında Cumhuriyet sonrası Güzel Sanatlar  Akademisinde de ders veren bu sanatçılar deyim yerindeyse idol sanatçılardır. Ahmet Yakupoğlunun bu önemli ekole sahip sanatçılarla birebir etkileşimde  olması onunda gelecekte Türk resminde önemli bir yere sahip olacağının ispatı  gibidir.

Yakupoğlu, hatıralarında geçen ifadesiyle: “Kâmikâr Uluğ Bey’in kendisine muvaffakiyet dilerken söylediği gibi ‘iyi bir babaya’ düşmüştü.” Zira Süheyl Bey, insan yetiştirme sanatının ustalığını iyi bilen bir kâmil insandı. Feyhaman Duran’ın Yakupoğlu ile Akademi’den yürüyerek birlikte yola çıktıkları sırada Süheyl Bey için söylediği şu satırlar onun olgunluğunu gösterir: “Ahmed! Atatürk demiş ki ‘Efendiler, mebus olabilirsiniz, vekil hatta reisicumhur dahi olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız!’ Ahmed! Sanatkâr olabilirsin, fakat insan olmak çok zor. İşte ben Süheyl Bey’de her ikisini bir arada gördüm. Evet Süheyl Bey gibi birisini çok az görmüşümdür. O, öyle mübarek bir insan!” (Yakupoğlu, 1991: 42).

Böyle mübarek ve kemal sahibi bir insanın rahlesinde pişmek Yakupoğlu için bir bahtiyarlık olduğu kadar Süheyl Bey için de bir bahtiyarlıktı. Hakikat yolunun büyüklerinin söylediği üzere: “Mevlâna gibi mürit olursan Şems-i Tebrizî gibi mürşit çıkar karşına.”

Tam da öyle olur; Süheyl Ünver Hoca kaybolan kültürel değerlerin tespit edilip hemen kayıt altına alınması gerektiğine inanıyordu. Mümkün olduğunca eski sanatlarımızı diriltip yeni nesle aktarılması için talebe yetiştiriyordu.Ressam Ahmet Yakupoğlu bu yolda eline düşmüş en kıymetli mücevherdi.Onu en yakınında tuttu.Ailenin bir ferdi ve çocuklarının,talebelerinin ‘Ağabey’i kendisinin ‘Hayrülhalef’i gördü.Ahmet Yakupoğlu da hocasının kendisi hakkındaki hiçbir düşüncesini boşa çıkarmayacak bir öğrenci oldu.Hocasına bir mürşide bağlanır gibi bağlandı.Daima yolundan yürüdü.Türkün bütün değerlerini kucaklayacak bir geniş gönle ve azme sahip oldu…’

 

Bu habere de bakabilirsiniz

KÜTAHYA ESNAFI KIŞ GÜNLERİNDE KAPILARINI SOKAK HAYVANLARINA AÇIYOR

Kütahya’da soğuk havadan kaçarak bir kafenin içine sığınan köpeği gören kafe çalışanları ve müşteriler köpeğin …